15.10.2020, 23:51

​Allah insanı iddiasından vurur

“Allah insanı iddiasından vurur” der İsmet Özel. Öyle gerçekten. İddialarından vurulmuşlar cenneti bugün Türkiye. Hangi alana bakarsanız, hangi cenaha bakarsanız bakın fark etmiyor. Bir iddialar enkazıyla karşı karşıya kalmanız kaçınılmazdır. Bunun nedenlerine ilişkin etraflıca düşünmekte fayda var. Ne oluyor, nasıl oluyor da böyle bir sevimsiz gerçeklikle karşı karşıya kalıyoruz? Herkesin, her kesimin anlamlı bir varlık olma derdi, düşüncesi varsa bu gerçeklikle layıkıyla yüzleşmesi zarurettir.

Küresel kandırmacalarla, neye karşılık geldiği meçhul ezberle yol almak mümkün değil. Yol alamadığımız alanlardan birisi de eğitim. Hele hele küresel salgınla birlikte yapıp ettiklerimizle iyice içinden çıkılmaz hale getirdiğimiz alan, maalesef baştanbaşa bir iddialar mezarlığına dönüşmüş durumda. Ne söylediğimizin anlamlı bir karşılığı var, ne de yaptığımızın makul bir izahı var! Bütün bir sistem kendi varlığını tekzip edercesine, kendi amaçlarını, hedeflerini kendi elleriyle yok edercesine yol alıyor. Abartılı bir söylem, ağdalı bir retorik, açıklamaktan çok muğlaklaştıran bir yazışma, basitleştirmekten ziyade zorlaştıran, sevdirmekten ziyade nefret ettiren, anlamı/manayı korumaktan ziyade saçmaya/absürde alan açan dolayısıyla kendisini, öğretmeni, öğrenciyi, veliyi kısacası bütün bir ülkeyi itibarsızlaştıran, değersizleştiren, ikiyüzlüleştiren devlet merkezli bir kandırmacaya maruz durumdayız. Maalesef insanın kendine yaptığını çoğu zaman en azılı düşmanları yapmıyor.

Eğitim-öğretim adı altında yapılıp edilenlere baktığımızda eğitim-öğretime ilişkin kavrayışımızın olduğunu iddia etmek mümkün değil. Zaten salgın öncesinde zorunlu-kitlesel eğitime ilişkin yaklaşımımız, alan kavrayışımızın son derece problemli olduğunu tek başına gösteriyordu. Ancak salgınla birlikte yaşadığımız olağanüstü süreçte gösterdiğimiz performans, bu problemli kavrayışı büsbütün açığa çıkardı. Şimdi görüyoruz ki biz eskiden alan kavrayışımızın yanlış ve problemli olduğunu zannediyorduk, oysa yapıp-ettiklerimiz bir alan kavrayışımızın olduğunu şüpheli hale getiriyor. Bizim bir kavrayışımız yok alanla ilgili. Bizim bir ezberimiz var daha doğrusu bir alışkanlığımız var. İçeriğini bilmediğimiz, anlamına vakıf olmadığımız ancak onsuz yapamayacağımızı düşündüğümüz ve mutlak surette yaşatılması gerektiğine inandığımız bir göreneği sürdürmek istiyoruz.

Çok basit ve yüzeysel ön kabullerden hareket ediyoruz. Eğitim-öğretim dediğimiz şeyin belirlenmiş bir alanda icra edilen teknik bir şey olduğunu düşünüyoruz örneğin. Ülkece nasıl yaşadığımızın eğitim-öğretimle alakası olmadığını düşünüyoruz örneğin. Öğretmenlerle, öğrencilerle, velilerle kurduğumuz ilişkinin, bu ilişkinin niteliğinin aktarmak için yana yakıla didindiğimiz teknik bilginin de kaderini doğrudan tayin eden belirleyici bir etki ettiğini hiç düşünmüyoruz. Pedagojinin dibacesinde yer alan ne söylediğinizin değil, ne yaptığınızın hayati olduğu gerçeğini hiç düşünmüyoruz veya bu gerçeğin hiç farkında değiliz. Yaptığımız şeyin akıbetini tayin eden şeyin öncelikle ne şekilde yaptığımız olduğunu hiç düşünmüyoruz. Eğitim-öğretimin resmi yazı, ağdalı retorik, gerçeklikten bağımsız dile gelen iddialar olduğunu zannediyoruz. Öğrencilerin, velilerin, öğretmenlerin gerçekliğini dikkate almayan bir tedbirin anlamlı olması mümkün mü? Bu gerçekliği dikkate almayan eğitim-öğretim temalı iş ve işlemlerin sisteme, ülkeye maliyet çıkarıcı olduğunu neden düşünmüyoruz? Yaptığımız iş ve işlemlerin doğrudan ve dolaylı etkilerini hesaplamayan bürokratik bir aklın yaşatmaya çalıştığı işlevsiz bir görenek uğruna ülkenin insan kalitesine nasıl kast ettiğini niye göremiyoruz?

Eğitim-öğretim işi evvel emir de bir iklim işidir, bir atmosfer işidir. Anlamlı, insani bir ilişki zeminini gerektirir. İklimi zehirleyip, ilişkiyi tahrip ettikten sonra hangi eğitimi vereceksiniz, hangi öğretimi gerçekleştireceksiniz? Veya verdiğiniz eğitimden, gerçekleştirdiğiniz öğretimden ne hayır alacaksınız? Spekülatif bir şey sormuyorum. Bugüne kadar eğitim-öğretimde ne kadar mesafe alabildiysek aynı kafayla o kadar yol alabileceğiz. Onun için ciddi, makul, mantıklı olmak zorundayız. Onun için iddialarımızla mütenasip olmayan iş ve işlemlerle ancak iddialarımızdan vurulacağımızı görmek zorundayız artık.

Yorumlar (0)
banner51
18°
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Kadroya Geçen İşçiler Asıl İşkoluna Dahil Olmalı mı?
Kadroya Geçen İşçiler Asıl İşkoluna Dahil Olmalı mı?
Namaz Vakti 28 Ekim 2020
İmsak 05:57
Güneş 07:22
Öğle 12:53
İkindi 15:45
Akşam 18:14
Yatsı 19:34