23.04.2019, 02:07

DÜŞÜNSEL VE EYLEMSEL ZOMBİLEŞME

YA DA KİM DAHA KÖTÜ

          Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde bu kadar kafa karışıklığının yaşandığı bir başka zaman oldu mu ben bilmiyorum. Bir zamanlar devletin sahibi ve hamisi olanların ülkeye ihanet içerisinde olanlar ve dış güçlerle işbirliği yaptığı bir zamanla daha düne kadar devleti kabullenmekte zorlanan ve muhalif olarak eleştirdikleri devletin baskı aracı olarak kullandığı bir çok değerini sahiplenen ve bunlarla insanlara kök söktüren insanların bir çeşitliliği aşan çeşnisinin tiyatral zeminini buluşturan bir dönemi yaşıyoruz. Ki bu son derece anormal.

          Neden mi?

          Çünkü develetin sahibi olduğunu sananların uzun yılardır iktidar yüzü görmemelerinin ya da görememelerinin neticesinde istediklerine ulaşmak için daha önce yaptıklarından daha kötü bir şey yapmış olmadıkları değerlendirilebilir. Yine çünkü daha önce tüm darbe girişimlerinde; ki bunların tamamı dışarı destekli hatta dışarı kumandalıdır ve değişen şimdi mümkün olmasa da sadece o zamanlarda devletin tüm kademelerinde güçlü oldukları için darbelerle yıkılan hükumetlerin yerine alternatifsiz alternatif olarak malik olabiliyor olmalarıdır.

          Ancak daha düne kadar inanç ve fikir özgürlüğü adına sokakaları arşınlayanlar ya da arşınladıklarını söyleyenlerin beraber yürüdükleri insanları hem de yine kendi değerleri ve savundukları düşüncelerin hilafına ibadet hürriyetinin kısıtlayıcı cezalar verir hale geldiklerine tanık oluyoruz. Ya da sırf inanmadıkları ya da ruhunu gerçekten kabullenmedikleri halde İstiklal Marsı üzerinden müslümanca yaşamayı tercih etmiş olan kesime yapılan baskıları kopyalayarak uygulama sahasına indirdiklerini görmek bir hayli şaşırtıcıdır.

          Veya daha akıllardan çıkmayan Kur’an eğitimine dair cezaların kesildiği 28 Şubat döneminin modellemesinin yapılıyor oluşu akıllara durgunluk verecek düzeyde aynı kesim için utanç verici bir boyuta ulaşmış olmak durumunu görüyor oluşumuz kafa karışıklığının en açık göstergeleridir. En azından argümanları değiştirseler de öylece eleştirdikleri rejimin değerlerini kopyalasalar bu kadar kolay sobelenmeyeceklerdi belki de. Tipik bir celladına aşık zavallı modeli sunan bu tür uygulamaların varlığını maalesef bizzat müşahede ediyoruz da onun için yazıyoruz.

         Kafa karışıklığının daha bir çok örneği verilebilir ancak bu yazıda ki hedefimizin dertler biyografisi yapmak olmadığının altını çizelim. Mesele ne siyaseten ne sosyal planda yaşanabilecek değişimlere direnmek te değildir. Her oluşum için her fikri yapı için değişim dönüşüm olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır. Ama yıllar boyunca eleştirdiğiniz zulüm araçlarını kendi muhalifleriniz için insafsızca kullanır hale gelirseniz bunun adı değişim değil sisteme angaje olmak ve çarklarında un ufak olup tükenmektir. Tükenmek ise bireysel olmayıp maalesef toplumsal boyutta olcaktır.

          Neden bahsettiğimizi biraz daha açalım. Sırf çalıştığınız bölgede sevmediğiniz bir adama zarar verebilmek çin on kasım töreninde bir provakasyon yapmayı dahi göze alabilecek kadar gözü dönmüşlüğe kadar işi vardırmışsanız sizin yaşadığınız değişim değil fikri ve inanç açısından tüm değerlerinizden arınmak, soyunmak ve hatta zombileşmektir. Öyle ki daha düne kadar Cumhuriyetin ve devletin muhafızı ve sahibi olduğunu söyleyenlerin eylemsel ve fikri temeller bakımından solculuk markasını taşıyor olmaları dolayısıyla terör örgütleri ile yakınlaşmaları dahi bu kadar ileri bir sapma boyutu içermemektedir.

          Sizde ki bozulma ne din, ne ahlak, ne fikir ve ne de basit bireysel var olma değerleri çerçevesinde oturtulacak her hangi bir mizanı kalmamışlık seviyesindedir. Şagülü kaymışlık kavramının dahi ber taraf olacağı düzeyde ki böyle bir sapmayı hiç bir anlamda ne eksen kayması ne kıble şaşması bile yeter derecede anlatamayacağı için biz çaresizce zombileşme olarak ifade ettik. Sözüm ona güya Müslüman kimliğininizin hiç bir zerrenizde kalmamışlığını göremeyecek kadar kör oluşunuz ulaştığınız nimetlerin hayatınız boyunca ulaşabileceğiniz en yüksek seviyede olması dolayısıyla vicdanlarınızın kararmışlığı neticesidir.

          Kazara elinize geçmiş bu imkanların korunması için gerçek içeriğini bizzat bildiğiniz konularda bile Allah’tan korkmadan iftiralar atmak suretiyle itibarsızlaştırma yaptığınız eski arkadaşlarınızın (!) arkasından attığınız yalanların bir zamanlar sizinle beraber olduğu dönemi içerdiğini bile hesap etmeyecek kadar hamakat çerçevesinde oluşunuzun seyrinize doyum olmadığını ifade edelim. Daha doğru bir ifadeyle akil bir insan ya da grup en azından kendi ağzından çıkan sözlerine nasıl bir cevap verilebileceğini de değerlendirir de ona göre konuşur.

          Onbeş yaşlarında ki çocukları avutan türden bir takım hesaplı konuşmaları bile ciddiye alıp iftira formunda kullandığınız zaman da akıl seviyeniz kadar insani seciyenizi de ortaya koymuş olduğunuzu hala akl edemiyor oluşunuz tam anlamıyla ruhsal ve zihinsel zombileşmeden kaynaklıdır. Aslına bakarsanız hiç bizi yormayın en yakın psikoloğa baş vurarak eski günlerinize bir seyahat yapsanız kendiniz de yaşadığınız bozulmaya, çürümeye ve kokuşmaya hayretler içerisinde bakarsınız kanaatindeyim. Durup etrafa bakıp sağa sola ahkam keserken azıcık ta olsa dışarıdan nasıl göründüğünüze bir bakmaya çalışsanız bayağı yararı olabilecektir ama nerde sizde o basiret.

          Kaybettiklerinizin peşinden koşarken bile düştüğünüz halleri çevreniz size nasıl acıyarak izliyor ve en alt seviyeyi yani dibi ne zaman boylayacağınızı dört gözle bekliyor bir bilseniz keşke. Ama dur hele siz daha afili laflar edeceksiniz ya. Yok duruş sergilemekmiş yok işte değerler varmış ta… Bu masalları bırakın da topunuzun yapamadığını yapabilen birinin emeğine nasıl oturuyorsunuz, ondan bile nasıl nemalanacak kadar düşüyorsunuz onu bir söyleyin bakalım. Topunuz, tüfeğiniz, elinizden geleni yaptığınız halde bir kişiye bile diş geçiremeyip başkalarının ardına saklanarak kahramanlık mı taslıyorsunuz. Çevirdiğiniz tüm dolaplar ifşa olunca cemiyete çıkamayacak oluşunuz çok ürpertiyor anlaşılan.

          Gelelim ülke açısından bu değişim ve dönüşümün bizi taşıyacağı zemine. Aynı siyasi ve toplumsal istikamette ki insanların bile birbirine güvenemeyeceği bir zemini her iki cenah ta alevlendirerek sürece her tür olumsuz katkıyı sunmaya devam ediyor. Dolayısıyla Allah muhafaza 15 Temmuz gibi bir imtihan daha olacak olsa abdestlisiyle, namazlısıyla, meyhaneden meydana fırlayanı ile vatanı için mücadele eden bir türk toplumu kalmayacak diye endişeleniyoruz. Çünkü kendi içlerinde ki sürtüşmeler dolaysıyla her iki anlayışın da kendi içinde yaşayacağı kopmalar ve dışa dönük güven kaybının yüksekliği dolayısıyla artık o kadar şanslı ol/a/mayacağımızın endişesini taşımak durumundayız. Ve bu bile çok değerlidir memeleket meselesini dert edinenler için.

          Devlet ve millet kaynaşmasını temin için yola çıkanların (burada bahsi geçenler siyasi değil halk içinden dillendime durumunda bulunanalardır.) bürokratik oligarşiye zıplayınca devlet ile iyice kaynaştığını (!) ve bir zamanlar kendilerinin de milletten olduklarını unutmak suretiyle aralarına bir duvar ördüklerini ve ayrışmanın neredeyse kemal seviyesine ulaştığını görebiliyoruz. Ne siyaset, ne ticaret ve ne de toplumsal ilişikiler bu kadar samimiyetsiz bir ilişkiye değer atfetmeyecektir. Diğerini, ötekini geçtik kendini imha anlamına gelen hareketler maalesef örgütlü ya da örgütsüz her iki yapıya da ağır tahribatlar yapmaya devam edecektir.

          Dikkatlere sunulur.

          Vesselam

          Cevat YEK

          23.04.2019 03.00

Yorumlar (0)
banner51
14°
kısa süreli hafif yoğunluklu yağmur
Günün Anketi Tümü
Okullar, 1 Haziran’da açılmalı mı?
Okullar, 1 Haziran’da açılmalı mı?
Namaz Vakti 25 Mayıs 2020
İmsak 03:39
Güneş 05:31
Öğle 13:06
İkindi 17:04
Akşam 20:31
Yatsı 22:15