OKUL FORMASINDAN PEDAGOJİ ÇIKRAMA
2003 yılındaydı. Küçük oğlum ilkokul beşinci sınıfa gidiyordu. Veli toplantısına gitmiştim. Kalabalık bir veli grubu vardı. Daha çok hanımlardan oluşan bir topluluktu. Ben de bir fırsatını bularak veli toplantınsa gitmiştim. Toplantıda okul müdürü söz aldı. Oldukça tehditkâr bir üslupla, öğrencilerin okul kılık ve kıyafetlerine riayet etmediklerini; erkek öğrencilerin kravatlarını gevşek bağladıklarını, gömleklerinin bir ucunu pantolonlarından dışarı sarkıttıklarını söylüyordu.
Bazı öğrencilerin okula, lastik (spor) ayakkabı ile geldiklerini, bunun kabul edilebilir bir durum olmadığını ısrarla belirterek, bu durumun sorumluları olarak da biz velileri gösteriyordu. Müdür bey’in bu söylevi bir hayli uzun olmuştu. Hatırladığım kadarı ile okul aile birliğinin para talebinin dışında başka bir konu da konuşulmamıştı.
Çok şaşırmıştım. Söz istedim ve müdür bey’e; çocuklarımızın ayaklarındaki ayakkabının lastik olması, ya da mokasen(iskarpin/kundura) olmasının, saçlarına toka bağlamayan kız öğrencilerle, toka bağlayan kız öğrenciler arsında, kravatını sıkı bağlayan ile gevşek bağlayanlar arsında, gömleğini dışarı bırakanlar ile pantolonunun içinde koyanlar arsında; öğrenmeleri bakımından ne gibi farkın ya da farkların olduğunu sormuştum. Bu durumun öğrencilerin, öğrenmeleri ve akademik başarıları arasında nasıl etkilediğini, bir eğitimci olarak ondan, “pedagojik” bir cevap almak istemiştim.
Aslında bu cevabı istenen bir soru değildi. Cevabı içinde olan ironik bir soruydu. Ama müdür bey bana, cevap verme nezaketinde bulunmuş ve “beyefendi bu okulun da kuralları var, kuralları uygulamayayım mı”?, demişti.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaklaşık iki hafta önce okullarda tek tip kıyafet uygulamasının kaldırılması ile ilgili yayınlamış olduğu genelge yayınlanınca ben de bundan yaklaşık on sene öncesine gittim. Bugün bütün tartışılan bu konu, bundan nerdeyse on sene evvel, benim de kısmen içinde bulunduğum bir tartışma idi.
Tartışma, kendine çok sayıda taraftar bulmuş görünüyor. Taraftarları ve karşıtlarını var. Tartışma düşük yoğunlukta da olsa devam etmektedir. Tartışılan konu eğitim ile ilgili olmasına rağmen, tartışma eğitimin dışına kaymış durumda. Taraflar bunu, eğitimin dışına taşıyarak siyaset alanına sürdürmektedirler. Her iki taraf da tartışmayı birbirlerinin niyetlerini analiz ederek temellendirmeye çalışmaktadırlar. Konunun okul ile olmasından dolayı tartışma zeminin de pedagojik olması beklenirdi. Konun pedagojik boyutu, şu ana kadar bu tartışmada en az dile getirilen alanlardan biri oldu. Halk arsında forma sorunu olarak bilinen bu sorunundan, bir pedagoji çıkarma mümkün olabilir mi? Biz kısaca buna temas etmeye çalışacağız. Ancak önce bazı bilgileri aktarmak faydalı olacaktır.
Her şeyden önce okul, eğitim ve öğretim yapılan bir sosyal bir kurumdur. Bu kurum, öğrenme yaşına gelmiş çocukların eğitim ve öğretimin gerçekleştirildiği yerlerdir. Okul, çocuğun içinde yaşadığı topluma uyumunu, kültürel değerlerini benimsemesini, yararlı bir birey olmasına sağlamaya yönelik faaliyetler yapmakla yükümlüdür.
Her ülkenin yeni yetişen nesillerine eğitim vermesini sağlayan okulları vardır. Ülkeler bu okullarda, kendi anlayışlarına göre belirledikleri, “Uzak Amaçlar”, “Genel Amaçlar” ve “Yakın Amaçlar” şeklinde sınıflandırdıkları amaçlarını gerçekleştirmeyi sağlamaya çalışırlar.
İki türlü okul anlayışı vardır. Bunlar, ideolojik amaçlı toplumların okul anlayışına sahip okullar ve çoğulcu (pluralist) amaçlı toplumların okullarıdır. Ülkeler, okullarında verecek oldukları eğitimi, bu okul yapısından tercih ettikleri birine göre yaparlar. Bu iki okul anlayışından her ikisinin de bir arada bulunması söz konusu olmaz.
İdeolojik karakterli okullar, herkese açık olan okullar değildir. Öğrenmeyin niteliğini belirlemede olduğu gibi, öğrenci tipolojisini de devlet belirler. Yetenekleri merkeze alan bir yaklaşımı değil, ülkenin “çıkarlarını” merkeze alan bir yaklaşımı benimser.
Öğrenme, bir seçme değil, “şartlandırma”dır. Program içereiği, devletin ideolojisini haklı çıkarma ve savunmaya yöneliktir. Bunun için de öğrenci okulda, aynı eğitimi almalı, aynı ortamlarda bulunmalı, aynı sınıfta öğrenmeli, aynı şarkıları söylemeli, aynı kıyafeti giymeli ve aynı marşları söylemelidir. İdeolojik okul anlayışına göre, farklılık, sınıfsallığı körükler. Bu bakımdan, ortadan kaldırılması için eşitlenmelidir. Soğuk savaş öncesi Varşova Paktı ülkelerinin eğitimi anlayışı ideolojik eğitim anlayışına uygun bir eğitim anlayışı idi.
İdeolojik okul, bireysel farklıkları eğitim için engel sayar, onunun için de okulda bireysel farklılıklara göre eğitim yapmak yerine, bu farklılıkları ortadan kaldırmayı esas alır. Öğrenci merkezli eğitimi değil, ideolojiyi benimsemiş, öğretmen merkezli eğitimi eğitimi benimser.
İdeolojik eğitim, okulun ve okulun dışındaki tüm kurumların aynı dünya görüşüne sahip olmasını istediği için, somutlaştırmaya önem verir. Öğrenmenin zihinsel bir davranış değişikliği süreci olduğuna inanmakla birlikte, istendik değişimleri, dışarıdan kazandırılması gerekenler olarak kabul eder. Yani öğrenme, fiziksellikten zihinselliğe doğru bir seyir izler. (Kalıtım –çevre etkisi)
İdeolojik okul anlayışına göre öğrenci, aldığı dersler ve içinde bulunduğu öğrenme yaşantılarında eşit olduğu gibi, okuldaki fiziksel görüntüsü bakımından da eşit olmalıdır.
Öğretim bir tutarlıklık süreci içinde yürütülmelidir. Öğrenci bu tutarlılığı sosyal davranışlarında da göstermelidir. Örneğin okulda görmüş olduğu bir dersin sınıfsal farklılıkların olumsuzluğundan bahsediliyorsa, öğrenci bunu kendi yaşantısında da doğrulamalıdır. Bu bakımdan, aynı olmalıdır. Kıyafetin tek tip olması, sınıfsal ayrılıkların fark edilmesini örtecek olduğu için, öğrenci okuldaki almış olduğu, “sosyal hayatta herkesin eşit olduğu” bilgisini böylece pekiştirmiş olacaktır.
Yukarıda kısmen belirttiğimiz gibi bir toplumun eğitim anlayışını o toplumun, dünya görüşü ve yönetim anlayışları belirler. Toplumlar, yeni yetiştirecek oldukları nesilleri, geleceklerinin teminatı olarak görürler. Bunun için de okullarını benimsedikleri siyasi ve ideolojik anlayışlarına göre yapılandıralar. Bu eğitim anlayışı, o toplumun “Milli Eğitimi’ni meydana getirir. Buna göre dünyada iki türlü okul iki türlü okul yapısı vardır. Bunlardan biri, ideolojik yönetim anlayışına sahip toplumun okulu, diğeri de plüralist toplumun yönetim anlayışının benimsediği okuldur. Buna göre ideolojik, diğeri de plüralist okul anlayışıdır. Ülkemizin okul anlayışı, çoğulcu toplumun plüralist okuludur. Biz bu bölümde konumuza, ideolojik ve çoğulcuk penceresinden bakmaya çalışacağız.
Çoğulcu toplum yapısının okul anlayışına göre okul, toplumun her kesimine açık olmak zorundadır. Bunun anlamı, öğrenim çağına gelmiş her çocuğun, bu okullardan eğitim görme hakkına sahip olduğudur. Böylece çocuk, eğitim görme hakkını her hangi bir kısıtlamaya uğramadan kullanabilecektir. Burada esas olan, çocuğun eğitim hakkının kullanılmasını sağlamaktır.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.