15.08.2022, 12:34

UZMAN VE BAŞÖĞRETMENLİK KOLAY OLMAMALI

Öğretmen camiasının beklentilerini karşılamaktan uzak olan ve öğretmenlerin büyük bir kesimi tarafından eleştiri konusu yapılan Öğretmenlik Meslek Kanunu çıktı çıkalı, eğitimin gündemini en çok meşgul eden konu, uzman ve başöğretmenlik meselesidir.

Bizim kamu yönetim anlayışımız rütbeler oluşturmaya pek bir meraklıdır. Yüz kere yazdık, dünya yatay iletişime, yönetişim anlayışına doğru evrilirken siz yeni rütbeler oluşturmakla kamu hizmetlerinin kalitesini düşünüyorsunuz, diye. Bilim bunu söylüyor, bilimsel araştırmalar bunu gösteriyor. Ancak ne çare …

Tartışmanın odağında internet üzerinden verilen dersler ve akabinde yapılacak sınavlar olsa da meselenin bütün öğretmenleri ilgilendiren başka boyutları da var.

Şimdi bu konudaki kafamdaki soruları sıralayayım.

Öğretmenler arasında rütbe oluşturma anlamına gelecek böyle bir uygulamanın, sahada veli ve öğrencilerin tutum ve davranışlarına yansıyacağından endişelenen öğretmenlerimizin, bu haklı endişesi nasıl giderileceği soru işareti. Özellikle ilkokullarda veliler, öğretmen tercihinde bulunurken bu unvanları göz önüne alacaklardır. Bu durumda unvansız öğretmeneler kendilerini değersiz hissetmeyecekler mi? 

Öğretmenler odasında, aynı işi yapan, bir sınavla uzman öğretmen ve başöğretmen olanlardan çok daha fazla gayret gösteren, öğretmenin mutsuzluğu ve haksızlığa uğramışlığı nasıl giderilecektir?

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 76. Maddesine dayanılarak, hiçbir standart gözetilmeden sınavsız, mülakatsız yapılan şube müdürü, daire başkanı, genel müdür vb. atamalar ortada dururken, öğretmenleri sınava ve elemeye tabi tutmak öğretmenler tarafından adil bir yaklaşım olarak görülecek midir?

Bir öğretmene uzman ve başöğretmen unvanları verilmesi için neden 10’ar yıl gibi uzunca bir süre belirlenmiş? Çok çalışan, proje üreten, canını düşüne takan, yüksek lisans ve doktora yapan öğretmenler için bu süre haksızlık değil mi?

Öğretmen olan herkes bilir ki kısa sürede öğrenilen bilgi kısa sürede unutulur. Öğretmenlerin 180 ve 240 saatlik eğitimleri bu kadar kısa sürede tamamlamalarını istemek ne kadar doğru? Ayrıca tek yönlü aktarılan, araştırması, tartışması yapılmayan, hakkında öğrenilenlere dair analiz, sentez, yorumlamayı içeren raporlar sunulmayan bilgi ne kadar iş hayatına aktarılabileceği de tartışma konusudur.

Önemli bir konuda verilen bilgileri alana yansıtma meselesidir. EBA üzerinden verilen dersler, zaten üniversite eğitimi boyunca verilmektedir. Görülüyor ki bu tarz eğitimlerin uygulamaya bir katkısı da yok. Büyük bir ihtimalle bu seferde olmayacaktır. Daha önceki uzman ve başöğretmen olan meslektaşlarımızın unvansız öğretmenlerden sınıf uygulamalarında hiçbir farkları olmadığını evinize en yakın okula gidip öğrenebilirsiniz.

Herkesin kolayca ve bir sınavla uzman ve başöğretmen yapıldığı bir sistemde uzmanlığın ve başöğretmenliğin meddi kısmı dışında bir anlamı da olmaz. Ancak öğretmenler arasındaki çalışma düzenini bozar. Görevlendirmelerde “madem siz uzmansınız, bu işleri siz yapın” anlayışı hâkim olmaya başlar.

Madem Uzman ve başöğretmenlik unvanlarını verme konusunda ısrarcısınız bunu sınav vb. şartlar yerine öğrenciye, meslektaşlarına, okul ve velilerine katkıya göre verilmesi daha doğru olmaz mıydı? Yönergenin EK2 ve EK3’ündeki hususları biraz daha geliştirilerek öğretmenlerimize yıllık hedefler verilse, 10 yıl gibi zaman sınırlaması kaldırılsa daha çok çalışan, katkı sağlayanın öne çıktığı bir sistem getirilse daha iyi olmaz mıydı?

Eskimiş Bakan Hüseyin ÇELİK’in TEOG ve öğretmen kariyer basamakları ile eğitimin canını okuduğu ortadayken aynı şeyi tekrar yapmak kime ne kazandıracak zaman bize gösterecek.

Yorumlar (1)
Ü.K.ŞEN 2 ay önce
Hislerin tercümanı...
Günün Anketi Tümü
Şu an seçim olsa hangi partiye oy verirdiniz?
Şu an seçim olsa hangi partiye oy verirdiniz?
Namaz Vakti 01 Ekim 2022
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı