15.09.2020, 20:45

Zweig, yıldızın parladığı an veya ehliyeti-liyakati kimler katletti?

Özgür Eğitim-Sen Başkanı Abdülbaki Değer, ‘ayrıcalıklı atama’ talebine itiraz ettiği için baskı gören, ardından hayatını kaybeden Muğla Olgunlaşma Enstitüsü Müdürü Hüdayi Baş’ın trajik ölümünü gündeme taşıyor. 'Bu aziz hatıraya sahip çıkmak ancak bu duruşun ışık tuttuğu alana göstereceğimiz ihtimamla olur' diyor.

İnsanlık tarihine yön vermiş belirleyici anlar üstüne yazdığı kısa denemeleri “İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar” olarak isimlendirmişti Stefan Zweig. Yıldızın parladığı anların nasıl insanlık tarihinin seyrine geri dönülmez şekilde yol verdiğini “on iki tarihsel minyatür” hadise üzerinden anlatıyor. Sanıyorum bir de “İnsanlığın Yıldızının Söndüğü Anlar” var ve onlar üstüne de yazılması gerekiyor. Zweig’ın ifade ettiği “böyle bir dünya ânı”nın karşı kutbunda başka bir çarpıcı kara hikâye de mecut oluyor çoğunlukla. Kitaba yazdığı önsözde Zweig, Goethe’nin “Tanrının gizemli atölyesi” diye adlandırdığı tarih içinde günlük ve önemsiz olaylara yer olmadığını dile getirmektedir. Türkiye’nin gizemli atölyesi olarak nitelendirebileceğimiz bürokrasimizde de günlük ve önemsiz olaylara yer olmaması nedeniyle benzer bir karakter taşıdığını söylemek yanlış olmasa gerek. 

Kelimelerin kifayetsiz kaldığı, olayın veya ânın kendisinin dile geldiği bu kritik eşikte ne söylediğimiz, nasıl tepki verdiğimiz, nasıl yaklaştığımız sadece olayın kaderini belirlemiyor aynı zamanda işleyişimizin hangi istikamette ne şekilde seyredeceğinin haritasını oluşturuyor. Muğla’da yaşadığımız ve insanlığın yıldızının elinde parladığı kahraman bir eğitimcinin ölümüne giden bir hadiseyi ve hadisenin görünür kıldıklarını paylaşmak istiyorum. Bu bireysel ve toplumsal anlamda tabi tutulduğumuz bir insanlık sınavı. Diğer taraftan da bürokratik işleyişimizin içler acısı halini ve nasıl istikamet alacağını dolayısıyla ne tür bir hayat ve ilişki ağına yol verdiğimizi gösteren çarpıcı bir olay, kritik ândır.

Gerçekten de kelimelerin kifayetsizleştiği bir olayla karşı karşıyayız. Birkaç gün önce yaşanan ve ve nihayetinde “adalete halel getirir miyim” endişesinin kalbine taşıyamayacağı yük olarak bindiği kahraman bir eğitimcinin hayatına mal olan hadise şöyle: Hüdayi Baş, bir yılı aşkın süredir Muğla Olgunlaşma Enstitüsü’nde müdür vekili olarak görev yapmaktadır. Başarılı çalışmalarıyla asil müdürlük kadrosunu beklediği sıralarda enstitünün ihtiyaçları doğrultusunda dört usta öğretici kadrosu için sınav açar. Hüdayi Baş’ın şikâyet dilekçesinden öğrendiğimiz kadarıyla Muğla Milli Eğitim Müdürü, sınava komisyon başkanı olarak usulsüz şekilde ilçe şube müdürünü görevlendirir. 

Buna rağmen sınavın adil bir şekilde yapılması sağlanır ve kazanmayı hak edenler belirlenir. Ancak Muğla İl Milli Eğitim Müdürü tarafından Hüdayi Baş’ın eline yayınlaması için, sınava girip de kazanamayanların isimlerinden oluşan başka bir liste tutuşturulur. Bu kişileri almak zorunda olduğu vurgulanır. Yapılan dayatmayı kabullenemeyen Baş, ilgili Genel Müdürü bilgilendirir ve Genel Müdür’den yaptığının doğru olduğu ve yanında oldukları yönünde bir yanıt alır. Bunun üzerine Hüdayi Baş, Genel Müdür’ün talimatıyla 21 Ağustos’ta gerçek kazanan listeyi okulun internet sitesi üzerinden yayınlar. 

Hüdayi Baş, 24 Ağustos 2020 günü Muğla İl Milli Eğitim Müdürü tarafından makamına çağrılır, kendisinden sitede açıklanan listeyi kaldırması ve kendi verdikleri listenin yayınlanması talep edilir. Aksi takdirde istifa etmesi gerektiği söylenir. Bunun üzerine tansiyonu yükseldiği için makam odasında baygınlık geçiren Hüdayi Baş, hastaneye kaldırılır. Bu durumu fırsat bilen il milli eğitim idarecileri, enstitünün müdür yardımcısına baskı yaparak listeyi kaldırtırlar. (Bu arada Bakanlıktan Hüdayi Baş’ın müdürlük kadrosu gelmiştir fakat kendisine tebliğ edilmediği gibi kadronun iptali için bakanlık nezdinde girişimde bulunulmuştur.) 

Yaşadığı sıkıntılı süreçte Menteşe Kaymakamlığı’na ve Genel Müdür’e bilgi verme amaçlı yazdığı dilekçede bu yaşananların sağlığını ve çalışma şevkini bozduğunu ifade eden Olgunlaşma Enstitüsü Müdürü Hüdayi Hoca, 8 Eylül Salı günü geçirdiği kalp krizi sonrası kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Merhuma Allah’tan rahmet, acılı ailesine sabırlar diliyoruz. 

Evet, hadise böyle. Bu hadiseyi istisnai kılan, anlamlı kılan, bizi gelecek adına ümitvar kılan ve şüphesiz bizim için sarsıcı kılan şey Hüdayi Baş’ın bir ilke uğruna verdiği tavizsiz duruştur. Bu aziz hatıraya sahip çıkmak ancak bu duruşun ışık tuttuğu alana ve işleyişe göstereceğimiz ihtimam ile olur. Bu açıdan birkaç şeye vurgu yapmakta yarar var. Evet, merkez ve taşra teşkilatlarında sıkça şahit olduğumuz bu türden görevi kötüye kullanma vakaları malesef istisnai değil. Üstelik yaşananlar dilekçede belirtildiği gibi gerçekleştiyse bir cinayetle karşı karşıyız denilse yeridir. Örnek bir eğitimci, adaletsizliğe ve hukuksuzluğa direndiği için maruz kaldığı psikolojik şiddet ve mobing sonucu kalp krizi geçirmiş ve yaşamını yitirmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı Hüdayi Hoca’nın yazdığı dilekçelerde belirttiği iddiaları derhal soruşturmalı ve ortaya çıkan gerçekleri tüm çıplaklığıyla kamuoyuyla paylaşmalıdır. 

Ülkemizde retorik olarak kullanılmaktan hiç vazgeçilmeyen “liyakat ve ehliyet” söylemi, uygulamada bu kavramların karşıtı olan adam kayırma, torpil, usulsüzlük ve makam sevdasına yol veren bir işlev görüyor. İl ve ilçelerde çeteleşen birtakım kişiler kurdukları düzene uymak istemeyenleri türlü yollarla etkisizleştirerek iç işleyişlerini sürdürebiliyorlar. İstediklerini göreve getirip istemediklerini pervasızca saf dışı edebiliyorlar. Bu insanlar bu gücü nereden buluyor, bu cesareti kimden alıyorlar? Daha önce Aydın ve Sakarya illerinde milli eğitim müdürlüğü yapmış ve her geçtiği ilde ismi olaylarla anılmış, hakkında defalarca soruşturma açılmış şaibeli biri ödüllendirilircesine bir başka şehre nasıl ve kimler kanalıyla milli eğitim müdürü yapılabiliyor? Birtakım kişi ve gruplara devlet içinde ayrı bir devlet gibi davranma cesareti niye veriliyor, kimler tarafından veriliyor? 

Adalete ve liyakate inanan, vicdan ve ahlak sahibi, dürüst ve idealist eğitimciler, başlarına amir olarak getirilen, bir “dayanışma” aidiyetinden başka bir meziyete veya ehliyete sahip olmayan kişilere ezdiriliyorlar. Açıkça belirtelim ki yaşanan bu vahim olaydan; usulsüzlük, hukuksuzluk, adaletsizlik yapmakta herhangi bir beis görmeyen, vicdan ve ahlaktan nasipsiz yöneticiler kadar onları hak etmedikleri bu makamlara getirenler de sorumludurlar. Bedel ödemeyi göze alarak cesaretle bu tarz işlerin ve ilişkilerin üzerine gitmek yerine “Böyle gelmiş böyle gider!” mantığıyla kurulu düzene gözünü yumup kulaklarını kapatmak ancak şikayetçisi olduğumuz mevcuda can suyu olur. İşler bu şekilde sürüdürülürse veya işleri bu şekilde sürdürenlere yol verilirse Hüdayi Hocalar ezilmeye ve etkisizleştirilmeye devam edecektir. Bu açıdan ilgili genel müdürün, Menteşe kaymakamının ve şüphesiz MEB’in ve eğitim camiasının, taltif edilip baş tacı edilmesi gereken bir eğitimcinin hayatına mal olan ve kurumsal işleyişin içler acısı halini açık eden bu vahim olayın takipçisi olmasında zaruret var. Bu saatten sonra herkes vebal altındadır. 

Bu hadise vesilesiyle son bir şey söylemek istiyorum. Eğitim kavrayışı mektep, sıra, tahta’da sıkışmış bize tarihi bir kavrayış berraklığı kazandıracak bir hadise aynı zamanda bu. Biz her gün bir eğitimden geçiyoruz. Örtük eğitimlerden, gizli müfredatlardan geçiyoruz. Veya herkesin adı gibi bildiği ama bilmiyormuş gibi yaptığı bir eğitim mi diyelim. Hüdayi Hoca hayatımızın niteliğini doğrudan tayin eden bu “yaygın eğitime”, bu “toplumsallaşma” biçimimize ve işleyişinde tüm kodifikasyona hayatı pahasına ışık tuttu. Burada hatayla, kazayla olan bir şey yok! Dikkat edelim ve bu kritik anda hayat pahasına açılan pencereden bir toplumun ahlakını, karakterini şekillendiren işleyişi ve eğitimi fark edelim. Bunu fark ettiğimizde zaten bugün yana yakıla “ne olacak, nasıl olacak acaba?” diye tedirgin olduğumuz okul merkezli eğitim ile ne tür bir mistifikasyon geçirdiğimizi de görme imkânımız olacaktır. Aksi taktirde yapageldiğimiz gibi heba edilen sayısız yıldızların parladığı anlardan birini yaşamış olmanın yükünü yükleneceğiz.

Yorumlar (1)
Cemal Nebioglu 4 gün önce
Güzel ve anlamlı bir o kadar da etkin anlizlerle dolu.Görev aşığı insanların küstürüldüğü ve ego tatmininin üst seviyede olduğu bürüokratik nevroz ve aybedilen ilkeli insan ve kaybedilen değer.Çok acı.Bir insan için uçak kaldıran ülkemize yakışmayan durum.Allah islah etsin ve kaprisli amirden tüm memurları korusun.Herşeyin başı ağalık derken bir can sebep kendi neasıl bir vicdan muhasebesi acaba.Ya da vicdan var mı acaba.İnsaf ve vicdan terazisi sufli arzularla derdest edilmiş.Yazıllar olsun.Hüdayi hocanın kabri pür nur mekanı cennet olsun.Vicdansızlara ders ve ibret olsun inşAllah.
banner51
20°
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Sizce Şu Anki Korona Virüs Rakamlarına Göre Okullar 21 Eylül'de Açılmalı mı?
Sizce Şu Anki Korona Virüs Rakamlarına Göre Okullar 21 Eylül'de Açılmalı mı?
Namaz Vakti 19 Eylül 2020
İmsak 05:16
Güneş 06:42
Öğle 13:03
İkindi 16:30
Akşam 19:14
Yatsı 20:34