"ZARARLI İÇERİKLER DOĞRUYU YANLIŞTAN AYIRMASINA ENGEL"

SABAH'a konuşan Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sefa Saygılı, polis, asker, öğretmen öldüren video içerikleri gibi çocuklar için zararlı olan içeriklerle ilgili olarak çocuğun yaşı küçüldükçe bu tarz videolardan etkilenme oranının arttığını ve böyle videoların çok tehlikeli olduğunu ifade ediyor.

Sevindiren Haber Geldi Maaşlara Zam Geliyor! Sevindiren Haber Geldi Maaşlara Zam Geliyor!

Prof. Dr. Saygılı, ailelerin internet içerikleri konusunda bilinçli olmadığını ve akıllı telefonu bizzat çocuklarına ailelerin verdiğini, çocuklarını da kontrol etmediklerini ve çocuğun da serseri mayın gibi internette dolaştığını belirtiyor. Prof. Dr. Sefa Saygılı, "Özellikle çocukların 'süper ego' dediğimiz vicdanları, sağduyuyu öğrenmesi 3-4 yaşından itibaren oluyor. Ergenlik yaşına kadar da gelişiyor. Çocuklar bu yaşlarda iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, uygun olanı tehlikeli olandan, güzeli çirkinden ayırt edemiyorlar. Aslında bu ayırt etmeyi çocuk aileden, çevreden, okuldan, büyüklerden, büyüklerin davranışlarından, bir takım kitaplardan ve telkinlerinden öğreniyor. İnternetteki zararlı içerikler doğruyu yanlıştan ayırmalarına engel oluyor. Çünkü çocukların büyükleriyle yarım saat bile olsa sohbet etmeleri, yakınlık kurmaları gerekiyor" diyor.


"BU KÖTÜLÜK YAPANLARA KIZGINLIK, ÖFKE DUYMAZ VE SEMPATİ BİLE"

Prof. Dr. Sefa Saygılı, sözlerine şöyle devam ediyor: "Maalesef görüyoruz; çocuklar internet içerikleri ve bilgisayar oyunları karşısında saatlerini harcıyorlar. Böyle oyunlara daha ilgi duyuyorlar. Korku filmlerini izleyen çocuklarda birçok psikolojik bozukluk gelişiyor, gece korkuları da gelişebiliyor. Asker, öğretmen, polis öldürme gibi görüntüleri göre göre sıradan bir şey zannediyor. Bu da çocuklardaki merhamet, acıma ve empati hissini törpülüyor. Çünkü polis, öğretmen toplumda rol model olan kişiler. Bu kişiler iyiliği tavsiye eden, haktan hakikatten yana olan ve tavsiye eden, suçun, suçlunun, haksızlığın karşısında olan, kanunlardan yana olan kişiler. Sanki hırsızın, yasa dışının yanında olmaya çocukları teşvik ediyor. Bu tarz içerikler telkin ve yatkınlık getiriyor. Bu da çocukların geleceği açısından çok tehlikeli. Artık böyle kötülükleri giderek sıradan görebilir. Bu kötülük yapanlara kızgınlık, öfke duymaz ve sempati bile besleyebilir. Gelecek nesiller için çok tehlikeli bir durum."


"TOPLUMUN GÜVENLİĞİ TEHLİKEDE"

Milyonlarca çocuğun izlediği polis, asker, öğretmen ve doktor öldürme içeriğine sahip zararlı içeriklerde gördüklerini hayatında uygulamaya kalkıp suça meyilli çocuklar olabileceklerini ifade eden Prof. Dr. Sefa Saygılı, "Çocukta eğer bir anti sosyal kişiliğe doğru bir eğilim varsa bunu açıya çıkarabilir. Çocuk bu sefer arkadaşına ya da kardeşine kötülük yaparak problemlerin hal olacağını zannedebilir. Çocuk bunu sıradanlaştırabilir. İki durumda da tehlikeli ama uygulamaya da kalkabilir maalesef. Gelecek için kaygılı olmalıyız. Kesinlikle toplumu tarımar eder bu. Toplumun iyilikten ve vicdandan yana olan eğilimini yok eder, kaos olur. Milyonlarca genç ergen izliyorsa büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız. Polis ve öğretmen bir toplum hayatının en önde olan en saygılı kişileri. Eğer bunlara olan güven giderse ve aksine bunlara olan kötülükler sıradan hale gelirse o toplumun vay haline. Askerler ise vatanı koruyan Mehmetçikler onlara karşı da böyle bir eğilim gelişirse çok tehlikeli. O zaman vatan, memleket, bayrak, hepsi tehlike altına girer. Bu şekilde toplumumuzun güvenliği de tehlikeye giriyor" şeklinde konuşuyor.

"SEFERBERLİK BAŞATILMASI GEREK"

Prof. Dr. Sefa Saygılı, ne gibi önlemler alınması gerektiğini ise şu şekilde açıklıyor: "Bu içerikleri etkisizleştirecek filmler hazırlanabilir, ailelerin daha uyanık olması lazım. Yasal makamların bu konuda işe el atması gerek. Rahat olmamalıyız. Alternatiflerini geliştirmeliyiz. Ailelere büyük görev düşüyor; muhakkak çocuklarının internette neler izlediklerine ve hangi oyunları oynadıklarına bakmalılar. Çocuğu aşırı derecede baskılamadan bu konuda engel koymaları ve nasihat etmeleri lazım. Medyadan sivil topluma ve devlet kademelerine kadar bu konuda mücadele etmek için bir kampanya ve seferberlik başlatılması gerek."


"ÇOCUKLARIN BİLİNÇALTINA OLUMSUZ ŞEMALAR YERLEŞTİRİYOR"

Psikolojik Danışman Aleyna Nazlıcan Aday ise ailelerin bu içerikleri çocuklar için üretildiğini zannederek izlettiğini vurgulayarak şunları söylüyor: "Teknoloji çağının içinde büyüyen çocukları teknolojiden uzak tutmaya çalışmak ebeveynleri en çok zorlayan noktalardan biri oluyor. Çocukların teknolojiden doğru bir şekilde yararlanmaları için ebeveynlerinde doğru kaynaklardan bilgilenmesi gerektiğini düşünüyorum. Sizin de dediğiniz gibi çocukları; video üreticilerin içeriklerinde, çizgi filmlerde, oyunlarda maruz kaldıkları senaryolar onların insan ilişkilerine, benliğine atfedecekleri anlamları olumsuz yönde etkileyebiliyor. Ebeveynler bu içerikleri çocuklar için üretilmiş diye düşünerek güvenle izlemelerine izin veriyor olabilir ancak zararlı içerikler, kelimeler, ürün yerleştirilmesi çocukların bilinçaltına olumsuz şemalar yerleştiriyor. Çocuklar çizgi filmlerindeki karakterleri rol model alırlar. Karakterlerin hepsi onun boyunda, anne ve babası belki kardeşi olan, onun oynadığı parklara giden, onun gibi sınıfı ve arkadaşları olan karakterlerdir. Yani kendini onunla bağdaştırması için her şeyi düşünülmüştür. Çocuk kendisiyle bağdaştırdığı karakteri taklit etme davranışını da sergiler, çünkü izlediği içerikteki çocuk çok mutlu, kendine güvenen bir konumdadır."

"OKULDA ARKADAŞLARINI YARALAYAN, ISIRAN, ÖĞRETMENİNE ZARAR VEREN."

Psikolojik Danışman Aleyna Nazlıcan Aday sözlerine devam ediyor: "Maalesef ki çocuklar bu şekilde büyüdükçe karşıt gelme davranışları artar. Karşıt gelme bozukluğu dediğimiz durumla çok sık karşılaşıyoruz. Aileler çocuklarıyla baş edemez hale geliyorlar, okulda arkadaşlarını yaralayan, ısıran, öğretmenine zarar veren, küfür eden çocuklara dönüşüyorlar. Daha ortaokula yeni geçen çocukların okul değiştirdiğine şahit oluyoruz. Çünkü kimse baş edemiyor ve bu çocuklar 18 yaşına kadar psikolojik destek almamış, tedavi sürecinden geçmemiş olursa 18 yaşından sonra Sosyopat tanısı alabiliyorlar. İnsan ilişkilerini, kendine olan saygısını ve sevgisini aşırı derece de olumsuz etkileyen kronik yalnızlığa iten bir seyir izleyebiliyor. Bazı çocuklar örnek alırken, kimi çocuklar içinde bu içerikler travma niteliği taşıyabiliyor. Şiddet içeriklerini izleyen çocuklar bundan korkabilir, regresif davranışlar gösterebilir. Yani parmak emme, alt ıslatma, tırnak yeme davranışları olabilir. Uyku terörü dediğimiz çığlık atarak uyanmaları olabilir. İleri derecede okul fobisi geliştirebilir bu yüzden yalnızlaşan çocuklar asosyal de olabilirler. Çocuklar aile hikayelerinde fiziksel veya sözel şiddete yabancı değillerse ilk seçeneği canlandırma ihtimalleri yüksek olacaktır. Ancak şiddetle video içerikleri ile tanışan çocuklar için fobi etkisi yaşamaları beklenebilir."

"ÇOCUKLAR İÇİN YIKICI SONUÇLAR DOĞURAN BU İÇERİKLERE KARŞI AİLELER NELER YAPABİLİR?"


Açıklamalarına devam eden Aday son olarak ailelerin neler yapması gerektiğini açıklıyor: "Çocuklar için yıkıcı sonuçlar doğuran bu içeriklere karşı aileler neler yapabilir derseniz, öncelikle ailelerin bilinçlenmesi ve planlı hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum. Teknolojiye yabancı değiliz evet ancak bilgi kirliliğine karşı dikkatli olmaları en önemli adımları olabilir. Güvenilir, çocuk alanında uzman olan kişilerin kitaplarını, içeriklerini okuyarak yaş dönemlerini tanıyabilirler. Çocuklarının yaş dönemlerini bilen ebeveynler onların davranışlarını daha net anlamlandırabilir. Çocuklar ile doğru iletişim kurabilmek çok önemli, çocukların yaşıtı olmadan, ebeveynliği de elden bırakmadan sağlıklı sınırlar çizerek kendilerini ifade edebilirlerse çocuklar onları anlayacaktır. Çocukla sevgi temelli güven bağı kurulduktan sonra sıra da gelişimini destekleyici planlar yapmakta. Evet, plan diyorum çünkü çocuğun gelişim sürecine en çok katkı da bulunulması için özel bir dönem. Ebeveynler onların bilişsel, duygusal, fiziksel birçok gelişim alanını desteklemek için öncelikle kendileri deneyimlemelidir. İzleyecekleri içerikleri izleyip, literatür taraması yapabilir, hakkında yazılan yorumları araştırabilir, bir uzman yorumu aldıktan sonra güzel bir izleme planı ile çocuklarına gönül rahatlığıyla sunabilirler."

"ŞİDDETİN ÇOCUĞUN GÖZÜNDE NORMALLEŞMESİNİ BERABERİNDE GETİRİR"

Minika Dergileri Genel Yayın Yönetmeni ve yazar H. Salih Zengin ise zararlı içeriklerle ilgili önerilerini sıralıyor: "Şiddet ve buna şemsiye tutan kötülük, insanoğlunun bu dünyadaki ilk macerasından bu yana var. Yani insanın içinde iyilik ve kötülük duygusu potansiyel olarak mevcut ve hangisine yatırım yaparsanız yükselen ve dışa vuran o olur. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte sürekli yapısal değişikliğe uğrayan şiddet, kendine çok farklı bir mecra daha buldu ve yayılma hızını hiçbir sınır tanımadan artırdı. Artırmaya da devam ediyor. İnternet oyunlarında bir oyun gibi başlayan şiddet ve çizgi filmlerdeki 'sempatik şiddet' belli bir süre geçince şiddetin çocuğun gözünde normalleşmesini beraberinde getirir. Bu kaçınılmaz bir şeydir. Tıpkı kabuk bağlayan bir yarayı yavaş yavaş kaşımak gibi düşünün. Kaşıdıkça tatlı bir zevk verir ve sonunda o kabuğu kazırsınız, altından kan çıkar. Özellikle gelişim çağında olan çocukları şiddet içerikli oyun ve çizgi filmlerden uzak tutmak gerekir."
"ÇOCUK YARARI İLKESİ AŞILIYOR, DEVLET GEREKEN ÖNLEMİ ALMALI"


H. Salih Zengin sözlerine şu şekilde devam ediyor: "Çünkü onlar o sahneleri biz yetişkinler gibi kurgusal olarak yorumlayamazlar. Gördükleri gerçek dışı sahneler onlar için gerçeğin ta kendisidir. Zamanla şiddeti uygulayan karakterleri taklit ederek, örnek alarak ya da gözlemleyerek içselleştirebilirler. İnsan neyle meşgul oluyorsa, hangi havayı soluyorsa oraya meyleder. Her şeyin çocukların parmak ucunda bu dijital dünyada ebeveynlerin çok dikkatli olmaları, gerekli filtreleri uygulamaları ve çocuklarının ruh sağlığı için taviz vermemeleri şart. Son zamanlarda maalesef çocuklar için içerik üreten çok takipçili sosyal medya fenomenlerinin paylaşımlarında çocuk yararı ilkesinin aşıldığına şahit oluyoruz. Çok küçük çocukların algılayamayacağı kadın-erkek ilişkileri, cinsellik ve sapkın cinsellik akımları, korku vb. birçok unsurun oyunları kullanarak verilmesi karşısında medyanın ve anne-babaların tepki göstermesi şart. Aileyi ve çocuğu korumakla görevli devlet kurumlarının da internetteki bu siteleri sıkı takip ederek 'çocuk yararı' ilkesince gereken önlemi ivedilikle alması gerekiyor. Çünkü kötülük iyilikten çok daha hızlı yayılma eğilimindedir her zaman. Çocuğu hayal gücünü besleyen kitaplara yönlendirmek her zamankinden daha büyük bir önem taşıyor."


"ÖLDÜRME VİDEOLARI İZLEYEREK KENDİNİ RAHATLATMIŞ GİBİ DE HİSSEDEBİLİYOR"

Çocukların tehlike altında olduğunun altını çizen Pedagog ve Psikolog Peri Dilbaz, oyun içeriklerinin nelere sebebiyet verdiği hakkında şunları belirtiyor: "Oyunlarda zaman harcayan çocukların temelinde ailede sorunlar olduğu görülüyor. Anne-baba ile iletişim sıkıntısı olduğu için çocuk internet içeriklerine ve oyunlara yöneliyor. Öldürme oyunları ise çocuğa zevk veriyor. Anne- baba ile sorunu halledemeyen çocuk polisin, öğretmenin öldürüldüğünü gördüğünde rahatlık hissini yaşayabiliyor. Ölüm sıradanlaşıyor ve acı duygusunu yaşayamıyor. Gün gelir ölüm herkesin kapısını çalar ama bir acı olduğunda çocuk bunu yaşaması lazım ama ölüm hadisesinde acıyı yaşamayıp duygularını bastırmaya çalışıyor. İleride yetişkin yaşlarında en çok anksiyeteye yol açıyor. Anne-babanın sorumluluğu alması gerekli. Çocukla kaliteli vakit geçirmeli. Çocuklara faydalı bir şekilde telefonu, tableti, bilgisayarı ve interneti kullanmasını öğretmeli. Türkiye'de bu konuda eksiklik var. Anne-babalar çocuğun eline telefonu veriyor, 'Sen bunla oyalan, ben bir gideyim işimi yapayım!' diyor. Çocuk cinsellikti, ölümdü, kayıptı bu tarzda videolar olduğunda şiddetli orada görüp tanımlıyor."

"BİR NESİL KÜLTÜR VE AHLAK BAKIMINDAN KAYBOLUYOR"

Pedagog ve Psikolog Peri Dilbaz, sorunun hal olması için 5-6 yaş çocukları olan anne-baba ile uzmanların çalışması gerektiğini ifade ederek, "Çiçeğin birkaç yaprağı kuruduğunda kuruyana değil gövdeye bakarız değil mi? Sorun gövdedir. Çocuk, sosyal medyada videolar seyrediyor ve oyunlar oynuyor. Niye? Evde ilgilenen birisi yok. Anne-babanın sorumluluğu alması gerekli. Çocukla kaliteli vakit geçirmesi lazım. Çocuklara faydalı bir şekilde telefonu, tableti, bilgisayarı ve interneti kullanmasını öğretmek lazım. Türkiye'de bu konuda eksiklik var. Anne-babalar çocuğun eline telefonu veriyor, 'Sen bunla oyalan, ben bir gideyim işimi yapayım!' diyor. Çocuk cinsellikti, ölümdü, kayıptı bu tarzda videolar olduğunda şiddetli orada görüp tanımlıyor. Bunun yerine ebeveynler çocuklarıyla kaliteli vakit geçirmiş olurlarsa evlat ile arasında bağ kuvvetlenmiş oluyor. Çocuk yaş grupları için farklı farklı yararlı içerikler var; rakamların sayılması, puzzle ve daha başka yararlı içerikleri kullanması sağlanmalı. Anne-baba çocukla birlikte oynayabilir ve aradaki bağ da kuvvetlenebilir. Kendileri halledemiyorsa bir uzmana başvurabilirler. Uzmana ulaşamıyorlarsa sosyal medyadan uzman isimleri dinleyerek önerilerini uygulayabilirler, konuyla ilgili kitapları okuyabilirler. Anne babaların çocukları için kendilerini geliştirmesi lazım. Üzerine düşülmezse bu içerikleri izledikçe suça meyilli olabiliyor. Pedagog olarak cezaevinde çalıştığım dönemde cinayet işleyenlerle çalıştığımızda ve çocukluğuna indiğimizde suça meyleden öldürmeli oyunları çok sevdiğini anlattı. Suça meyil ettirdiği için çok dikkatli olmamız lazım. Şu an bir nesil kültür ve ahlak bakımından kayboluyor. Bilinçlenmemiz ve bilinçli nesil yetiştirmemiz lazım; kreşten itibaren eğitimin devreye girmesi gerek, çok ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Veliler, öğretmenler, psikologlar ve pedagoglar el birliğiyle bu soruna çözüm bulmamız lazım, sakıncalı içeriklere karşı dur demek için seferberlik gerekiyor. Bir çocuğu kurtardığınızda o çocuk diğerini de otomatikman kurtarıyor" diyor.


"RUHSAL, BEDENSEL, SOSYAL AÇIDAN BİRÇOK SORUNLA BAŞBAŞA KALAN BİREYLER HALİNE DÖNEBİLİYOR"

Sarıyer Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzman Dr. Yelda Tan, internetin doğru ve uygun kullanıldığında son derece fazla yararı olan bir mecra olduğunu ama zararlı içeriklerin riskleri olduğunu belirtip riskleri anlatıyor: "İnternet, bugün birçok konuda bilgi sahibi olma, gerekli konularda işlem yapma, eğitim, iletişim sağlama, sosyalleşme, eğlence gibi çok çeşitli alanlarda kullanılmakta olup aslında doğru ve uygun kullanıldığında son derece fazla yararı olan bir mecra.

Erişkinler kadar çocukları da yakından ilgilendiren özellikle eğitim, iletişim, eğlence gibi amaçlarla çocuklar tarafından çok yaygın bir şekilde kullanılıyor. Ancak çocuklar ve gençler internet kullanırken çeşitli riskler ve güvenlik tehditleri ile karşı karşıya kalabiliyor. Başıboş bir şekilde uçsuz bucaksız tehlikelerle dolu olan internet ortamında kontrolsüz bir şekilde bulunmamalarının sağlanması önemli. İnternette uzun süre zaman geçirme bağımlılıkla sonuçlanabiliyor. Sanal bir dünyada yaşayan çocuk gerçek anlamda sosyalleşemeyen, günlük öz bakım gereksinimlerini bile zorla karşılayan, derslerini, okulunu ihmal eden sonuç olarak ruhsal, bedensel, sosyal açıdan birçok sorunla başbaşa kalan bireyler haline dönebiliyor. Diğer bağımlılıklar gibi eğer bu durum hiçbir şekilde önlenemiyor, çocuk ya da genç uyumuyor yemek yemiyor, öz bakım becerilerini dahi yapamıyor, okula gidemiyor, arkadaşlık kurmuyor, aile içi iletişimin bile kalmadığı durumlarda hastaneye yatırılarak tedavi edilme durumu söz konusu olabiliyor.


"İYİ BİR İLETİŞİM ŞART. ÇOCUĞU İYİ TANIMALI, YAKIN ÇEVRESİNİ BİLMELİ"

Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzman Dr. Yelda Tan, çocuklarının maruz kaldığı tehlikelere vurgu yaparak ailelere önerilerde bulunuyor: "Bir diğer önemli konu ise şiddet ve cinsel içerikli sitelere girilmesi. Çevrimiçi oyunlarla tehlikeli içeriklere maruz kaldıkları gibi tanımadıkları kişilerin tehdit, şantajları sonucu çok kötü durumlarla karşı karşıya kalabiliyorlar. Bu şekilde cinsel istismara uğrama, para kaybetme çok sık gözlemlediğimiz durumlar. Ailesine söyleyemeyen ve bu durumlara maruz kalanların psikolojileri olumsuz yönde etkilenebilmekte, kaygı bozuklukları, depresyon, çeşitli fobiler özellikle uygunsuz cinsel içeriklere maruz kalanlarda takıntılar gelişebiliyor. Öncelikle anne ve babaların çocukla iyi bir iletişim içinde olması gerekiyor. Çocuğu iyi tanımalı, yakın çevresini bilmeli. Her türlü konuyu kendileriyle paylaşabilmeleri için gerekli güveni vermeleri gerekiyor. Korkan, ebeveyninden yeterli ilgi ve anlayışı göremeyen çocuk bir tehlike ile karşılaştığında yeterli ilgiyi görmeyeceğini ya da cezalandırılacağını düşüneceğinden yaşadığı olumsuzlukları paylaşamamakta ve sorun iyice çıkmaz haline gelebiliyor. Çocuk internete girdiği bilgisayar odasında değil, ortak kullanım alanında olmadı. Süre kısıtlaması, girdiği sitelerin takibi, güvensiz sitelere girmesinin kısıtlanması, bunun için gerekli güvenlik önlemlerinin alınması, sosyal medya kullanımının mutlaka kontrol altında olması, dikkat edilmesi gereken en önemli konulardandır."

FATMA DAMLA KAYAYERLİ SABAH

Editör: Haber Merkezi