Toplumun değişimi ve beklentileri ülke ideolojilerin de değişimini beraberinde getirir. Veya ülke ideolojileri değiştikçe toplumun yapısı da bu ideolojinin sınırları çerçevesinde değişir. Bu değişim ve dönüşüm daha çok devletten topluma doğrudur ve eğitim politikaları aracılığı ile yapılır. Eğitimin toplumsallaşmasının siyasal toplumsallaşmada önemli bir yeri vardır. Siyasallaşan toplumlar, eğitimi ideolojilerden arındırıp salt bilgi endeksli kılması mümkün değildir.

Sosyal toplumlarda, vatandaşlara bazı değerlerin kazandırılması, ülke kültürünün bireyden bireye aktarılması ve bireylerin topluma karşı olan görevlerini yerine getirme sorumluluğunun kazanılmasında “eğitim” önemli bir ortamdır.

Birçok ülke kendi politikalarını belirlerken, eğitimi toplumu şekillendirme ve dizayn etme unsuru olarak görür ve bu yönde politikalarını belirler. Bu tür ülkelerde eğitim ortamları; bilgi ve fiziki koşulların yanı sıra ülkelerin kuruluş felsefeleri ve ideolojilerine göre de düzenlenir. Özellikle ulus devletlerde eğitim kurumları, siyasetten/devletten bağımsız değildir. Siyaset dizayn edildikçe, toplum da dizayn edilir. Toplumun dizaynı; yaygın ve örgün eğitim kurumları eliyle öğrenciler ve veliler üzerinden bütün bir topluma genellenir. Bu açıdan eğitim de, devletler gibi(yani devletlerin ideolojileri çerçevesinde) planlı ve programlı işlevsel ve fonksiyonel sistemlerden oluşur.

Eğitim ilkeleri, prensipleri, değerleri belirlenmiş kontrollü mekanlardır. Eğitimin kontrollü oluşu devletlerin kontrollü bir oluşumdan meydana gelmesinden kaynaklanır. Bu nedenle eğitimcilere belirlenen roller de tanımlı ve kontrollüdür. Devlet nezdinde özel kurulan bir birim tarafından yönetilir ve kontrol edilir.  Yönetim sürecinde milli-manevi değerlerin aktarılması ön planda olmakla beraber, günün manevi ruhuna aykırı olmayacak bir misyon şeklindedir.

Nitekim ünlü bir filozof ve eğitim kuramcısı olan Amerikalı John Dewey “Bugünün çocuklarını dünün yöntemleri ile eğitirsek, yarınlarından çalarız” diyerek günün koşullarına, zamanın ruhuna uygun yenilikçi bir eğitim felsefesine dikkatleri çeker.

Mevlana’nın  “Dün dünde kaldı Cancağızım, bugün artık yeni şeyler söylemek lazım” sözü, eğitim sistemimiz için de geçerlidir.  Yılların birikimi, köhneleşmiş, artık zamanın ruhuna hitap etmeyen bir eğitim felsefesi ile hareket etmenin doğru değildir. Bunun belki de en somut kanıtı 15 Temmuz gecesidir.

Eğitimciler, yöneticiler, kanun koyucular nezdinde 15 Temmuz gecesi öncesinde ekonomi, iş, ticaret, siyaset, özlük hakları gibi kavramlar önemli ve gündemde iken, 15 Temmuz gecesi sonrasında vatan, bayrak, millet, dil gibi kavramlar çok daha önemli hale gelmiştir.

Bu kavramlar en çok Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından sürekli dile getirilirdi. Erdoğan’ın dile getirdiği bu çağrıya kulak vermemenin bedelini halk olarak 15 Temmuz’da çok ağır bir şekilde ödedik. Ekranlarda ve meydanlarda bas bas bağırıp “Dilimiz bir, vatanımız bir, bayrağımız bir…” gibi yaptığı birlik ve beraberlik çağrılarını ancak 15 Temmuz gecesi anlayabildik, bir bütün olarak anladı Erdoğan’ın çizdiği yolda kararlılıkla yürümeye başladık.

Erdoğan 4 Kasım 2015 tarihinde 14. Muhtarlar toplantısında “Önümüzdeki dönem konuşma, tartışma dönemi değil, açık söylüyorum sonuç alma dönemidir. Bu işe illa bir isim aranıyorsa, bunun adı artık Milli Birlik ve Kardeşlik sürecidir” ifadeleri ile ortaya koyduğu düşünceleri toplum tarafından 15 Temmuz gecesi sonrasında anlaşılabilmiştir. Erdoğan’ın güçlü bir öngörü sahibi olduğu yine aynı gün yaşanan ihanet ve hain darbe girişimi sonrasında anlam kazanmıştır.

Bir daha benzer 15 Temmuzlar yaşanmaması için elimizde güçlü bir deneyim olarak var olan liderimiz Erdoğan’ın öngörüsünden faydalanmak gerekir. Modern devletlerde ideolojilerin temel aygıtı olarak eğitim sistemleri tanımlanır. Modern bir toplum olan Türkiye için yeni bir eğitim sistemi inşa edilmiştir. Bunun mimarı Erdoğan’dır. Eğitim sistemimizin yeni ideolojisi de Erdoğan’ın öncülüğünde artık milli birlik ve beraberliktir, kardeşliktir, vatan sevgisidir.