erzurummedya'dan Mustafa ALTINSOY'un köşe yazısı ;

Eğitimin öğrenci, okul, fiziki donanım, teknoloji ve öğretmen gibi birçok bileşeni vardır. Son yıllarda ülkemizde fiziki bakımdan çok güzel okul binaları ve büyük yatırımlar yapıldı, sınıflardaki öğrenci ortalamaları düşürüldü. Pek çok alanda sağlanan önemli teknolojik yenilik ve gelişmelerin yanında tabletler dağıtıldı.

Getirilen bu teknolojik yeniliklerin ve uygulamaların nerede, nasıl kullanılacağını; nasıl kullanılmasının daha faydalı olacağını çocuklarımıza anlatacak, uygulayacak, onları yönlendirecek, alınacak nihai kararları ve değişiklikleri yorumlayacak olan kişi eğitimin en önemli bileşeni olan öğretmenlerdir. Müfredat çok iyi hazırlanmamış olsa bile öğretmenlerimiz iyi yetiştirilmiş, idealist ve donanımlı ise konuları sağlıklı bir şekilde yorumlayarak öğrencileri doğru yönlendirebilir. Bu yüzden Millî Eğitim Bakanlığı olarak en önemli meselemizin “öğretmen yetiştirme” konusu olduğunu düşünüyorum.

Öğretmen yetiştirme işi devletimizin beka sorunudur.

İl müdüründen, okul müdürüne övgü dolu sözler İl müdüründen, okul müdürüne övgü dolu sözler

Öğretmen yetiştirme konusu, devletimizin beka meselelerinden biridir. Nasıl sınırlarımızı korumak için, güvenlik stratejileri, asker yetiştirme ön planda ise devletin içerideki ve dışarıdaki sınırlarını korumak için de eğitimin en önemli bileşeni olan öğretmen yetiştirme konusu fiziki donanımlardan daha ön planda olmalıdır. Bu nedenle öğretmen yetiştirme konusu; devlet yetkilileri tarafından ülkenin kültürel savunması, güvenlik ve beka meselesi olduğu için millî, yerli, stratejik politika olarak düşünülmeli ve tesadüfe bırakılmamalıdır.

Selçuklu veziri, engin deha sahibi Nizamülmülk, medreselere çok para harcıyor, yatırım yapıyor diye Sultan Melikşah’a şikâyet edildiğinde “Efendim, askerlerimizin attığı ok en fazla 100 metre, 300 metre ileri gider ama benim açtığım medreselerden (o zamanki üniversiteler) atılan ok bin yıl ötesine gider.” demiştir. Melikşah da vezirini takdir ederek eğitim konusunda yaptığı yatırımlarda onu serbest bırakmıştır.

Kanaatime göre Millî Eğitim Bakanlığı’nın en temel iki birimi Öğretmen Yetiştirme Genel Müdürlüğü (ÖYGM) ile İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğüdür. Yani yetiştirdiğimiz insanı doğru bir şekilde yetiştirmek, doğru yerleştirmek ve yönetmek. Bu nedenle (ÖYGM) sadece öğretmenlerimizin yaz tatillerinde veya eğitim süreci içinde hizmet içi eğitimleri ile uğraşmaktan öte, öncelikli öğretmen yetiştirme konusunu yeniden ele alarak uzun süreli, kalıcı çalışmalar ve yatırımlar yapmalıdır.

Hz. Ali, “Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum.” derken, gençliği emanet ettiğimiz stratejik ve güzel görevler icra eden öğretmenlerimizi yetiştirme konusunu ne kadar önemsiyoruz? “Hiçbir şey olamıyorsan öğretmen ol” ya da “en çok istihdam alanlarından birisi öğretmenliktir” anlayışıyla eğitim fakültelerine giden öğretmen adaylarıyla Türkiye yüzyılına hitap edemeyiz. Vizyonsuz ve misyonsuz bir eğitimden geçen, günlerinin çoğunu kafelerde geçirerek mezun olan öğretmen adaylarıyla ülkemizin geleceğini emanet edeceğimiz, ufku açık, donanımlı nesiller yetiştiremeyiz. Öğretmen yetiştirme konusunda ilk etapta yapılacak beş, on ve yirmi yıllık güzel projeksiyonlar ve planlamalarla Türkiye’nin de önü açılabilir.

Ne zaman “Benim evladım öğretmen olsun” denirse Türkiye düzelir.

Cumhurbaşkanı, vali, imam, sanatçı, esnaf, doktor, hâkim… Her kademedeki bireyi, kısaca toplumu yoğuran ve tüm ebeveynleri de yetiştiren öğretmenlerdir. Dolayısıyla öğretmenler, yeterli vizyon ve amaca sahip olduğu gibi en az onlar kadar belli yeteneklere, zekâya ve beceriye sahip olmalıdır. Öğretmenlik mesleğinin tercih edilmesi, çekiciliğinin olması için ehemmiyeti, değeri, devlet tarafından kendilerine verilecek maddi ve manevi itibarlarının artırılması ile toplumdaki yeri de sağlam temellere oturtulmalıdır. Öğretmenin meslek olarak saygınlığının artırılması için asgari gelir düzeyi bunların ortalamasından, bir hâkim ve doktordan aşağı olmamalıdır. O nedenle “Veliler ne zaman benim evladım doktor olsun, mühendis olsun ile beraber öğretmen olsun hatta özellikle öğretmen olsun” demeye başlarlarsa Türkiye o zaman düzelir.

Öğretmen yetiştirme tesadüfe bırakılmamalıdır.

Polis, asker alırken dikkat ettiğimiz kadar öğretmen adayı alırken de daha baştan seçici olmak gerekiyor. Öğretmenliğe yatkın, fiziki olarak konuşması düzgün, idealist, yaptığı işi, bir vatan savunması ve ibadet gibi gören idealist gençler seçilmelidir. “Geçmişte çok başarılı öğrenciler yetiştiren bir oldubitti ve sudan gerekçelerle kapatılan Fen Liseleri ayarındaki Anadolu Öğretmen Liseleri yeniden açılmalıdır. Ortaokul son sınıfta yapılacak çeşitli yetenek testleri sonucunda öğretmenliğe istidadı, hevesi, kabiliyeti olan lider tipler tespit edilip Öğretmen Liselerine yönlendirilmelidir. Bu okullarda yukarıda dile getirdiğimiz idealler doğrultusunda daha lisede ülkenin kalkınmasının yolunun eğitimden geçtiğinin bilincinde olan misyon ve vizyon sahibi öğretmen adayları hazırlanmalıdır. Ülke savunması ve geleceği için ideali, isteği, ufku ve hedefi olan öğretmen adayı gençler eğitim fakültesine yönlendirilmelidir. Rol model olabilecek donanıma sahip, şovmen ve şovenist olmadan, ülkeyi kurtaracak insan olarak kendisini görecek bu gençlerin önüne eğitimde “Kızılelma hedefleri” konulmalıdır.

Bu nedenle öncelikle öğretmen yetiştirmeye kaynak teşkil eden fakülteler her yerde açılmamalıdır. Eğitim fakülteleri de üst bir akıl ve istişare ile bu anlayış içinde yeniden dizayn edilmelidir. Bu fakültelerde görev alacak öğretim üyeleri de maddi kaygıları olmadan ders dışında da bu öğretmen adaylarını eğitecek, misyon sahibi, yerli maarif anlayışına sahip idealist hocalardan seçilmelidir. Gerekirse sadece “EĞİTİM ÜNİVERSİTELERİ” kurularak ders programları Eğitim, Kültür ve Ahlak konuları temelden, yerli ve millî anlayışla yeniden ele alınarak, misyon ve vizyon sahibi öğretmen adayı yetiştirecek müfredat geliştirilmelidir.

Buraya gönderilen öğrencilere de önemli idealler yüklenerek Nurettin Topçu’nun ifadesi ile “Sınıfa, mabede girer gibi girdim.” anlayışında, yaptığı işin önemini kavrayan, öğretmen kadrosu yetiştirilirse Türkiye 20 yılda eğitimde kendisini çok iyi noktada bulabilir. 20 yıl da bir devletin ömründe çok uzun süre değildir. Nitekim son hükümet, yaklaşık 20 yıldır iktidarda bulunmaktadır.

Bu nedenle öğretmen yetiştirme konusu, yerli ve millî bir devlet politikası olarak ele alınırsa hükümet ya da bakan değişikliği eğitim sürecini çok etkilemez. Nitekim ülkemizde Millî Eğitim Bakanlarımızın Bakanlıkta kalma ortalaması üç yılın altında olması sebebiyle kendi politikalarını uygulamaya zamanları kalmayabiliyor. Gelen bakanlar, yerli ve milli politikalarının uygulanmasına nezaret etmeli, devletin belirlediği politikaları uygulamak birinci amacı olmalıdır.

Hepimiz Finlandiya’daki kalkınmanın (ya da ülkenin kalkınmasının) bir öğretmen ve öğretmenler grubunun gayretinin ideal bir şekilde anlatıldığı “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” adlı kitabı okumuşuzdur. Ülkemizde de bir milyon iki yüz bin atanmaktan ziyade adanmış öğretmenlerle çocuklarımızın idealist ve doğru bir şekilde yetiştirilmesi sağlanabilir.

Editör: Haber Merkezi