KİŞİSEL GELİŞİM SİHİRBAZLARI
Son zamanlarda Milli eğitimin değişik programlarında kendilerine kişisel gelişim uzmanı, yaşam koçu gibi allı pulu isimler veren meslek(!) erbabını sıklıkla görmeye başladık. Çalıştığım kurum da geçen sene, öğretmen, öğrenci ve velilere yönelik ayrı zamanlarda gerçekleştirilecek bir dizi kişisel gelişim seminerleri organize etmişti. Seminer, yanlış hatırlamıyorsam “mutlu aile, mutlu bireyler” konusundaydı.
Öğretmenlerle ilgili olan programa ben de katıldım. Cem Yılmazımsı bir arkadaş yaklaşık 60 dakika geyik muhabbeti yaptı. Güzel fıkralar, hayatın içinden hikâyeler anlattı, zaman zaman nasihatler verdi, güldük eğlendik. Program bittiğinde herkes mütebessimdi. Evime gitmek üzere arabama binmiştim ki telefonum çaldı. Programın organizesini yapanlar bu kişisel gelişim uzmanı arkadaşa bir yemek veriyorlarmış, beni de çağırdılar. Gittim. Yemek faslından sonra sohbete başladık. Doç. Dr. unvanını sık sık vurgulayan bu“uzman” arkadaş evlilikler üzerine öylesine ahkâm kesiyordu ki, içimden, bayağı tecrübe yaşamış galiba diye geçirirken kaç yıllık evli olduğunu soruverdim.“Ben bekârım.” dedi.
Sabahtan beri evlilik üzerine herkese sihirli formüller veren uzmanımız meğer bekârmış. Tamam, evlilik üzerine konuşmak için evli olmaya gerek yok. Ama 10-15 senedir evli olan çiftlerin huzurunda, evlilik üzerine okuduğu araştırmaları aktarmanın ötesinde, şunları yapın bunları yapmayın diyerek vaaz u nasihatlerde bulunan kişinin - hem de acayip iddialı cümlelerle- deneyim sahibi olması gerekmez mi?
Kişisel gelişim üzerine nasıl bir eğitim aldığını öğrenmek istedim ve yine şaşırtıcı bir cevap aldım: “Benim ihtisasım istatistik. Kişisel gelişim ise özel ilgi alanım.”
Oysa bu arkadaş, gerek verdiği seminerde gerekse bizimle konuşurken her fırsatta Doç. Dr. unvanını tekrarlayıp duruyordu. Meğer akademik kariyeri istatistik üzerineymiş. Bizlere bir şeyler öğretmek istediği konular “özel ilgi” alanıymış? Bu cevabın arkasından neredeyse bütün bakanlıkları saydı ve buralarda verdiği seminerlerden, filan bakanla, falan müdürle olan kişisel dostluğundan, verdiği seminerlerin insanları nasıl etkilediğinden bahsetti.Birkaç soru daha soracaktım ki yüz ifadesinden memnuniyetsizliğini anladığım için, misafirimize nezaketsizlik etmiş olmayayım diye daha da ağzımı açmadım. Zaten az sonra da, başka bir programa yetişeceğini söyleyip yanımızdan ayrıldı.
Öğretmenlere, öğrencilere ve velilere verdiği sihirli formüller(!) karşılığında bu arkadaşa 7.500 TL ödenmişti. Asıl acı olanı yanımızdan ayrıldıktan 5 dk sonra arayıp “100” TL eksik ödemişsiniz.” diyebilmişti bu kişiliği gelişmemiş kişisel gelişimci.(Parayı yanlış saydığını anlayıp tekrar aradı. Özür dilemek için değil; sadece yanlış saymışım demek için.)
Okul aile birliği toplantılarında bazı velilerimiz, TV ekranlarındaki janjanlı laflara aldanıp ısrarla bu tür “kişisel gelişim”cilerin okullara çağrılmasını, programlar yapılmasını talep ediyorlar. Özellikle velilerimize ve idarecilerimize şunu söylemek isterim:
Eğer gülmek, stendap gösterisi tadında bir şeyler yaşamak, hayatın içinde hikâyeler ve nasihatler dinlemek istiyorsanız diyeceğim yok.
Fakat öğretmenlerin, öğrencilerimize yıllara yayılmış eğitim-öğretim çalışmalarıyla vermeye çalıştığı birtakım temel değerleri 60 dakika içinde hiç kimsenin, adı sanı ne olursa olsun veremeyeceğini de lütfen unutmayın.
Bir kişisel gelişimciyi okulunuza davet etmeden evvel, Bülent AKYÜREK’in “İçinizdeki Öküze Oha Deyin.” kitabını sabah, öğle ve akşam hiç aksatmadan okuyun, bu sevdadan vazgeçeceksiniz.
Muhabbetle kalınız…

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.