KUCAK DOLUSU MUTLULUKLAR…

 

 

Hiçbir ayrıştırmanın olmadığı, barınamadığı felsefelerin sembolü Hz. Mevlana der ki;

Konuşsam dilim yanar, sussam kalbim…

Önce duruyorum… Sonra susuyorum…

İçimden çıkan lafların, etrafı yangın yerine çevireceğini düşündükçe…

Kilit vuruyorum dilime…

Sonra yan diyorum içime…

Sadece sen yan! Ve dayan! diyorum gönlüme…

Herkes mutlu olsun! Sen dayan!

 

‘’ Ne Mutlu Türküm Diyene’’ cümlesiyle biten Andımızın kaldırılması, paketten çıkan bir sürpriz değildir. Uzun zamandır dillendirilen ve beklenen bir sonuçtur. Andımızın kaldırılmasına kimi taraf oldu, kimi bi taraf kaldı, kimi de fırtınaları kopardı. Taraflar kendi nedenlerini sıralayıp, sonuç cümlelerini beyan ettiler. Alınan kararların siyasi, politik, duygusal, toplumsal boyutları açısından çok yönlü tarafı bulunmaktadır. Farklı farklı tepkiler gelişmektedir.

Millet olarak genetik kodlarımızda var olan and içme sevdası, dillerden dökülmeyince gönüllerden de mi silinecek. Andımızı söylemeyi bırakınca içinde barındırdığı kavramlar, değerler yok mu sayılacak. Gözün görmediğine gönül katlanırmış, dilin söylemediğine gönül küsmü kalacakmış.

Yüzyıllardır medeniyet serüvenimizde farklı farklı bir şeylere and içilmedi mi? İçilen antlarımız zamana ve şartlara göre şekillenmedi mi?  Küçüklerimizi korumak, büyüklerimizi saymak, doğruluk, çalışkanlık bizim değerlerimiz değil mi? Yurdunu sevmek, milletini yüceltmek, ülkeni çağdaş dünyanın en tepelerinde görmek, bunlar için çok çalışıp fedakârlık yapmak bizim özümüzdendir. Bu değerlerin dili, dini, ırkı, rengi olur mu? İnsanlık değerlerinin başında bunlar yer almaz mı? Bir ülkenin tüm vatandaşlarınca bu değerler yüceltilip, el ele gönül gönüle hissedilip yaşatılsa kırgınlık, küskünlükler de olmasa ne güzel olur. Andımız okunmasa da bu kavramlar, değerler korundukça her platformda her koşulda yaşayacaktır. Buradaki sıkıntı andımızın kaldırılmasından öte, demokratikleşme adına kucak dolusu mutluluğu dağıtırken hassas davranarak, yeni mutsuz kitleler yaratmamaktır. Tarih boyunca tüm dünyanın Türk olarak isimlendirdiği insanlar, ‘’Ne mutlu Türküm’’ diyerek mutluysa, bırakmalı mutlulukları daim olmalı. Ben değilim,  ben hiç değilim diyenlere de, seçimleri ne yönde ise aynı içtenlikle mutluluk dileklerini sunmalı. Kim neyden mutlu ise, onların mutlulukları ile topyekûn gururlanmalı herkes mutlu olmalı. Mutlu insanlar mutlu toplumları yaratırlar, mutlu toplumlar da huzurlu, gelişen, büyüyen ülke olma yoluna yelken açarlar. Seçimlerimizi özgürce yaparak, bu özgürlüğün sınırlarını herkesi içine alacak şekilde geniş tutarak, eşit mesafede kalarak, adalet ayarlarıyla oynamazsak kimse kimsenin mutluluğuna takılıp kalmayacaktır. Mutluluğun kapsama alanını genişletmek için çalışacaklardır.

Ortak paydada buluşmalı. Öncelikle her türlü kavramın üstünde olan ‘’Ne Mutlu İnsanım’’  ve varım diyebilmeliyiz. Varlığımızı tüm insanlığa, insanlık adına armağan edebilmeliyiz. Varlığımızı, var edene şükredercesine korumalı, gururla, onurla yaşatmalıyız. Sen ben davasından çıkıp biz davasında buluşmalıyız.

 

 

 

Neşe VURAL

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi

BAŞÖRTÜSÜ NİHAYET..

00 0000 Salı 00:00

VELİLER MÜDAHİL OLMASIN…

00 0000 Salı 00:00

YAŞAMAK CESARET İSTER…

00 0000 Salı 00:00

SOSYAL MEDYA COŞTUKÇA…

00 0000 Salı 00:00

BEN NERDEYİM ?..

00 0000 Salı 00:00

İTAATSİZ MİYİM ?.....

00 0000 Salı 00:00