Tıpta bir söz vardır;
“Erken ve doğru teşhis hayat kurtarır.”

Hayatımızı sağlıklı bir şekilde idame ettirmek istiyorsak bir rahatsızlık fark ettiğimizde vaktiyle hastaneye gitmek, tahlillerimizi yaptırmak ve doğru teşhisi alarak doğru tedaviyi olmak zorundayız.

Geç kalınan veya yanlış konulan bir teşhisin geriye dönüşü de telafisi de yok.
Hayat memat meselesi…
Seni bekler, iki metrelik kefen bezi ve iki metrelik çukur…

EĞİTİMDEKİ HATALARIN TELAFİSİ HİÇ YOK

İyi bir gelecek ve hedeflediğin kariyeri yapabileceğin bir meslek edinmek istiyorsan doğru okulda, doğru müdürün kontrolünde ve doğru öğretmenin sınıfında olacaksın.

Okul dediğin yoksa, dört duvardan ibaret…

Mühim olan; o okulun müdürü ve öğretmen kadrosu…

Saraylarda ve şatolarda eğitim almış olsan dahi, doğru müdürün ve doğru öğretmenin elinde olmazsan her şey boş, her şey nafile!

Altının değerini sarraf bilir...

Öğrencisinin değerini ve kıymetini de ancak liyakatli bir okul müdürü ve öğretmenleri bilir.

Yoksa yanlış veya geç kalınan teşhis gibi, akıp giden yılların geriye dönüşü ve telafisi asla olmayacaktır…

OKUL MÜDÜRÜ NE DEMEK?

Okul müdürü, yönetiminden sorumlu olduğu kurumda, Milli Eğitim amaçları doğrultusunda, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesinden sorumludur. Okul müdürünün diğer önemli görevleri, güvenlik protokolleri ve acil müdahale prosedürlerini geliştirmektir.

Neymiş?

Milli Eğitim amaçları doğrultusunda, doğru eğitim ve öğretim faaliyetlerini, doğru biçimde, hak ve adalete uygun şekilde öğrencilerinin eğitim haklarını da düşünerek yönetmek...

PEKİ, BİR MÜDÜR; HAK BİLMEZ, ADALET BİLMEZSE N’OLACAK?

O zaman o okulun herhangi bir öğrencisi, yanlış bir zamanda, yanlış bir okulda olduğundan dolayı haketmiş olduğu eğitimi hiçbir zaman alamayacak… Bu yüzden de haketmiş olduğu mesleki kariyer noktasına hiçbir zaman ulaşması mümkün olmayacak...

Son iki senedir bilsem matematik öğrencilerimin eğitim haklarının elinden alınıp çöp edildiği gibi mesela...

Şimdi, bilsem matematik öğrencilerimin son iki yıla geri dönüş hakları var mı? Yok.

Bilsemdeki matematik öğrencilerim, kadrolu doktoralı matematik uzmanı öğretmenlerinden alması gereken eğitimi neden alamadı?

Gelecekleri, kariyerleri ve meslekleri adaletsiz şekilde, hak bilmez bir okul müdürü tarafından ellerinden neden alındı?

MEB'de İlçe Milli Eğitim Müdürüne Üst Düzey Görev MEB'de İlçe Milli Eğitim Müdürüne Üst Düzey Görev

Çünkü; şahsıma kurum amiri tarafından mobbing uygulanıyor…

Bedelini de maalesef öğrencilerim gelecekleriyle ödüyor. En kötüsü de bu…

Aynı kural; sınıf veya branş öğretmenleri için de geçerli.

Herhangi bir öğretmenin de hak, hukuk ve adalet bilmesi; mesleğinde tecrübeli ve liyakatli olması çok önemli.

Yoksa, olan yine masum öğrenciye oluyor…

Vermiş olduğum örnekler şunu gösteriyor:

Tek kaybeden; yanlış veya geç kalınan teşhis konulmuş hasta gibi, yanlış okul müdürüne veya yanlış öğretmene denk gelmiş öğrenci...
Her ikisi de hayati, her ikisinin de geriye dönüşü ve telefisi maalesef yok.

AĞA NE DEMEK?

Ağa: Kırsal kesimde tarıma elverişli geniş toprakları olan, bulunduğu yerde sözü yasa gibi geçerli, güçlü kimse.

AĞALIK SİSTEMİNDE NELER VAR, NELER YOK?

Her şeyden önce hak ve adalet yok.

Keyfiyet var!

İnsanlar “Ağa’ya yakın isimler” ile “ırgat topluluk” olmak üzere ikiye ayrıştırılmış.

Yasalar ve kanunlar hiçe sayılmış.

Çünkü Ağa’nın sözü, yasa ve kanun yerine geçiyor...

Ağalık sisteminde yönetmelikler ve kurallar yoktur.

Ağa’nın emrinde çalışanlara “ırgat” denir.

Ağa ne derse, ne yaparsa; ırgatlar için doğru olan odur.

İtiraz eden olursa da çeşitli ceza yöntemlerine başvurulur ki, Ağa bir daha eleştirilmesin...

SAYIN MEB, BEN ÖĞRETMEN MİYİM, YOKSA IRGAT MI?

4 yıllık lisans mezunu, 3-5 yıllık veya 8-10 yıllık öğretmenler ahbap çavuş ilişkileri içine girmiş, adamını bulmuş ve torpil uydurmuş; sonra tutmuş, kanun ve yönetmeliklerdeki ara boşluklardan faydalanmış okul müdürü olmuş...

Dört başı mamur bir liyakat sistemi olmuş olsa asla okul müdürü dahi olamayacak ama, hasbelkader oldu yaaa…

OKUL MÜDÜRÜ OLDU YA, UÇUYOR… TUTMAYIN ONU!

Artık okul müdürü oldu ya, sanırsınız Kanuni Sultan Süleyman oldu:)))

Kendisini bir anda, hemencecik çok müthiş yöneticilik vasıflarıyla donanmış sanıyor:

En kabiliyetli yönetici o…
En über,
En mega,
En ultra,
En süper,
En harika,
En mükemmel,
En harikulade,
En emsalsiz,
En muhteşem,
En üstün başarılı,
En makama saygıyı hakeden…

Tüm mükemmel nitelikler ile kendini bir anda, öylece donanmış zannediyor.

Daha düne kadar öğretmen olduğunu, bir sınıfı bile yönetmekten aciz olduğu için durmadan dert yandığını bir anda unutuvermiş…

Hatta o kadar ki, öğrencilere rehberlik edeceği akademik donanımı yönünden Madam Curie, Wirginia Woolf falan tozuna yetişemez, Suna Kan bile adeta yanında alelâde kalır...

Sanırsınız Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde, Harvard'ta veya Oxford'ta yöneticilik bitirmiş gelmiş:)))

Öğrencilik hayatı boyunca bu tarz okulların kapısının önünden dahi geçebilecek bir başarı puanına bile hiçbir zaman sahip olamamış, fakat bir okul müdürü oldu ya, kendisini dev aynasında görmeye başlamış…

Makama oturdu yaa, anında güç zehirlenmesi yaşamaya başlamış...
Vah!

Hatta doktorunuz rahatsızlığınız nedeniyle istirahat verdiğinde sizi bizzat arayıp çocuk azarlar gibi bağırarak hastalığınızın ne olduğunu sorgulayacak kadar da ileri gider… Kendisi tıp profesörü, über müber ordinaryüs olduğu için teşhisinizi sorgular… Hasta ile doktor arasında kalması gereken mahrem bilgileri sorgulayarak ne elde edeceği ise muamma… Yeri gelmişken sorayım; bir amirin bu kadar özele müdahale etme yetkisi var mı acaba, Sayın MEB?

Kimse kusura bakmasın, bizim köyde parayı sonradan görüp bununla hava atmaya çalışana veya makam görünce adaletin terazisini şaşıp hak ve hukuk bilmez olanlara “sonradan görmüüüş, ne oldum delisi olmuş” derler.

Yönetimdeki adaletsizliklerinin ve yetersizliklerinin paçalarından aktığını ise asla görmez böyle liyakatsizce bir yerlere geliverenler...

Çünkü güç zehirlenmesi ve dev aynası onlara bunu asla göstermez.

Bir de yüzleri hiç kızarıp bozarmadan cin olmadan adam çarpmaya kalkışır, tereciye tere satarlar. Komik olduklarının ayırdına varamayacak kadar da çok ahkam keserler…

ESKİ BİLSEM OKUL MÜDÜRÜMÜZ
“TÜBİTAK PROJELERİNDEN OKULA PARA KALMIYORSA SEN PROJE YAPMA” DEMİŞTİ...

Öğretmenler arasında iltimaslı öğretmen, ırgat öğretmen gibi gruplara ayırma sistemi ile şahsıma 10 yılda (o da zar zor) sadece bir tane TÜBİTAK kurum projesi yürütücülüğü yaptırıldı...

Bizim ildeki bilseme gelen ilk doktoralı öğretmen olduğum halde...

Benden çok sonra doktora bitirmiş iltimaslı öğretmenler ise onlarca TÜBİTAK projesi yaptı.

Bu TÜBİTAK projelerinin hakkaniyetli bir incelemesi yapılsa görülür ki, hepsinin de sağı solu değiştirilmiş, üzerinde bir iki oynanmış, birbiriyle benzerlikleri şaşırtıcı derecede olsa da, hepsi ne hikmetse TÜBİTAK tarafından hep birincilik almış projeler...

Yersen...

İşin mutfağında yetişmiş bir bilim öğretmeni olarak görüşüm; bunların büyük çoğunluğunun eşsiz birer TÜBİTAK projesi olmaktan çok uzak, göstermelik ve birbirinin neredeyse aynısı projeler olduğu yönünde. Bu kaba taslak ilk bakışta dahi anlaşılıyor…

Fakat her ne hikmetse bunlara sürekli dereceler geldi:)))

Neden acaba?

SAYIN MEB, SORU ŞU:
TÜBİTAK PROJELERİNDEN OKULA PARA KALMIŞSA, BU PARALAR NEREDE VE NE İÇİN KULLANILDI?

Şahsıma tüm TÜBİTAK projeleri yasaklı iken...

Diğer iltimaslı öğretmenlere tüm TÜBİTAK projelerinin kapıları neden ve niçin ardına kadar açıktı?

Hatta daha ötesi var: Bu TÜBİTAK projesi yapan iltimaslı öğretmenlerin öğrencileri 10 yıl boyunca mütemadiyen, dersin öğretmeni olan bendenizden habersiz, pat diye ders ortasında sınıfıma getirilip sınıf düzenini ve ders ortamını bozma pahasına, asıl girmeleri gereken ders bambaşka iken, emri vakiyle matematik dersine katıldı…

Niye uygulandı tüm bu iltimas ve ayrımcılık? Tersine de, bu ırgat sistemi?

Doktoralı bir bilim öğretmenine kabiliyetinin çok altında, çocuk bakıcısı muamelesi yapıldı, tam 10 yıl boyunca...

BUNLARI YAPAN BİLSEM ESKİ MÜDÜRÜ ÇOK MU BAŞARILI Kİ ŞİMDİ İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ OLDU?

Şahsıma ırgat muamelesi…
Diğer çok iltimaslı, yaptığı TÜBİTAK projelerinden okula para bırakan öğretmenlere prenses muamelesi…

Şahane sistemmiş:)))

Haklı olarak şu soruyu sorabilirsiniz; “10 yıldır aklın neredeydi, neden sustun?”

Onu da söyleyeyim; rahmetli annem tam 3 yıl boyunca kanser hastası idi ve bakımı bana aitti...

Okul, ders, hastane ve ev arasında ancak koşturmaca…

Böyle bir mücadeleye girecek vaktim yoktu.

Fakat o dönemde dahi, öğrencilerimin hak ve hukukunu her daim sonuna kadar savunmayı ihmal etmedim.

Allah’a şükür paraya ihtiyacım olmadığı halde, en çetin dönemlerde dahi, sırf öğrencilerime matematik bilgilerimi daha çok aktarabilmek adına, ek derslerimi hiçbir zaman bırakmadım.

Öyle gezme, tozma, eğlence ile hiç işi olan biri değilim.

Hayatım öğrencilerim ve bilim üzerine kurulmuş.

Herkesin bir mutlu olma şekli vardır.

Benim mutluluğum da öğrencilerimin başarısı ve bilimsel anlamda kendi başarılarım…

Neyse, yazımıza devam edelim.

TÜBİTAK PROJELERİNDE ÖYLE BİR MADDE YOK

Eski müdür bey, şahsıma “TÜBİTAK projelerinden okula para kalacak mı?” diye sorduğunda, “Hayır, çağrı metninde öyle bir madde yok” dediğim zaman “Sen TÜBİTAK projesi yapma hoca hanım” dedi ve 10 yıl boyunca da bana matematik alanında başka bir TÜBİTAK projesi hiç yaptırmadı...

TÜBİTAK proje öğrencilerimi de caydırma yönetimi ile sürekli başka alanlara kanalize ettiler…

TÜBİTAK PROJELERİNDEN OKULA NASIL PARA KALIR?

Proje malzeme listesindekileri satın alırken satıcı ile anlaşıp 3 liralık şeye 5 lira yazdırırsan satıcıya 3 lira ödersin, 2 lirası da okula kalır...
İşler böyle yürüyormuş…
Tabii ki TÜBİTAK projelerini dürüst bir şekilde organize edenler ile dürüst satıcıları tenzih ediyorum.

Ortalama bir TÜBİTAK projesinin bütçesi 120 bin lira o zamanlar, onlarca TÜBİTAK projesini düşünün...

Okula para kalmışsa şayet bu kalan paralar kayıtsız...

Akıbetini kim biliyor?

Kimse...

Şahsen böyle bir işe girer miyim?

Kimsenin tek kuruş hakkını bile isteye yememiş,
Kul hakkından ödü patlayacak kadar korkan ben, tabii ki böyle bir oyunun içinde asla yer almam.

Fakat bu yüzden olsa gerek, 10 yıl ırgat muamelesine tabi tutuldum...

YİNE KAYBEDEN KİM; BİLSEM TÜBİTAK MATEMATİK PROJE ÖĞRENCİLERİ

Buyrun tablo; vahim mi vahim...

10 yıl boyunca TÜBİTAK proje öğrencilerinin kayıplarını kim, nasıl ve ne şekilde telafi edecek?

Eski okul müdürü şu an ilçe milli eğitim müdürü olmuş...

Komik ama gerçek!

Göstermelik başarılar ile makam atlarken asıl bilim öğretmenini ise her yönden engelliyor.

OKUL MÜDÜRÜ MÜ MAKAM AĞASI MI?

Gelelim, halen görevde olan Bilsem okul müdürüne...

Kendisi makam ağası mı, okul müdürü mü belli değil...

Neden mi böyle söyledim?

Çünkü adeta makam ağası edası içinde, devlet okulundaki devletin makamını köyden arkadaşına söz veriyor...

Ve getirip bilsem dışından, bilseme yönetici yapıyor.

Şahsım ise 10 senedir kurumun öğretmeni ve doktoralı bir bilim insanı olarak EKYS yazılı sınavını ve mülakatı kazanmış olmama rağmen müdür yardımcısı dahi olamıyorum.
Nedenini sorduğumda “Canım istemiyor” diyor üstelik…

“SENİ İSTEMİYORUM”, “ÜNİVERSİTEYE GİT” DİYE BİLSEMDEN KOVULUYORUM BİR DE…

Resmi olarak hak ettiğim halde şahsıma hem makam yok, hem de “Üniversiteye git” diye aba altından sopa gösterilerek kovuluyorum...

MAKAMLAR KİMİN? DEVLETİN Mİ, MÜDÜRÜN MÜ?

Makam devletin makamıysa şayet hak, hukuk ve adalet sistemi ile liyakat nerede? O önemsiz, çöp!

Torpil sisteminin içinde torpilli kişi göbek ata ata makama koşturmaya devam...

Gören, duyan zanneder ki, makamlar müdür beyin babasının mülkü; Bilsem okulları da babasının çiftliği… Kendisi sanki devletin müdürü değil de okul ağası… Ne yazık ki bu şekilde Bilsem okulunu korku ikliminde yönetmeye ve halen de yönetimde kalmaya devam ediyor...

TORPİL SİSTEMİNİN İÇİNDE KİMLER VAR?

Kimler yok ki? Kimi ararsan, hepsi var...

Balıkesir İl Milli Eğitim Müdürlüğü en başta. Çünkü yöneticisi münhal olan kurumları bilmemelerine, kontrolsüz bir listeyi duyuruya çıkmalarına imkan yok.

Sırf, başvuru hakkım olduğu için başvurumu engellemek adına, geçen seneki yönetici ilk atama münhal listesinde bilsemin adını yayınlamadılar. Dileyen listeye bakıp teyit edebilir.

Aşağıya doğru gel, listeye yöneticisi münhal bulunan kurumların isimlerini kimlerin hangi birime bildirmesi gerekiyorsa hepsi dahil ve bu konuda sorumlu!

Okul müdüründen mi, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden mi, Balıkesir İl Milli Eğitim Müdürlüğünden mi yukarıya doğru, nereye kadar çıkar, orasını bilemiyorum...

Bilecek kişi, zaten şahsım da değil.

Bu mesele, benim işim veya görevim de değil.

Bilecek kişi, sistemin işleyişini takip edip bu tip organizasyonları geliştirecek olan tabii ki Sayın MEB.

Ben bir akademisyen, bir gazeteci ve köşe yazarı olarak;
Büyük resmi ortaya koyarım...

Yazılarımın hiçbir satırında yalan, iftira asla yok. Delilleriyle sabit gerçekleri ortaya koyuyorum. Hiçbiri sır değil!

Hatta bana akseden bir çok şeyi yazmıyorum dahi. Bırakın eklemeyi, çıkarmayı, abartmayı…
Daha yazmadığım pek çok çarpıklık var. Sorumlu gazetecilik anlayışıyla bunları kaleme almıyorum.

Buna rağmen yalan, iftira suçlamasıyla soruşturma soruşturma diye etrafımda dolaşmaya çalışıyorlar...

Nesi yalan?

Nesi iftira?

Hangisi yalan?

Hangisi iftira?

Makam ağası gibi davrandığınız mı yalan, iftira?

Yöneticilik ve kariyer hakkımı yemek için bin bir türlü ayak oyunu çevirdiğiniz mi yalan, iftira?

Elimden caydırma yönetimi ile TÜBİTAK proje öğrencilerimi aldığınız mı yalan, iftira?

Ek derslerimi vermemek için dışarıdan, dönem ortasında, pat diye, bilsem ile alakasız görevlendirme öğretmen getirmeniz ve öğrencilerimle beni ayrı düşürmemiz mi yalan, iftira?

Sahtekâr damgası vurmak ve yöneticilik hakkımı engellemek için aslını astarını sormaya bile tenezzül etmeden ilçede ilk defa sağlık kuruluna gönderilen öğretmen olmam mı yalan, iftira?

Korona olduğumda 14 gün mecburi karantinada olduğum halde, ilçeye şikayet edip “Derslere girmemek için çok rapor kullanıyor” demeniz mi yalan, iftira?

Okulda gereken önlemleri almış olsaydınız daa, korana olmasaydım…

Böyle bir makam ağalık sistemi, sadece bir okul müdürünün ben okulumu böyle makam ağası edası ile yönetiyorum demesi ile olmaz, tabii ki üstten destekçileri olursa istediği gibi yönetir...

İltimaslı öğretmenlerinin dışındaki öğretmenlere de ırgat muamelesi yapmaya devam eder, çalışma barışı diye de bir şeyi ortada bırakmaz…

SAYIN MEB;
BAŞIM DİK, ALNIM AÇIK ŞEKİLDE SORUYORUM:
BEN ÖĞRETMEN MİYİM, YOKSA IRGAT MI?

Saygılarımla.

Dr. Meryem ÇILDIR