dumanselehattin @ hotmail.com

          Muhafazakarlar gerçek tesettürü / tesettürlüyü istemiyor…

          Geçtiğimiz günlerde bu ifadeyi tam da tesettür ve toplumsal İslami hayat açısından önemli hizmetleri bulunan Müslüman yazar hanımefendi ve kıymetli Ablamız Emine Özkan Şenlikoğlu kullandı. Tüm ülkede belki de bir çok insanın hayatına ya bizzat elleri ile ya da kalemi ile dokunmuş olan bu mütefekkir insanın büyük bir üzüntü ile kullandığını düşündüğüm ifade dolayısıyla daha önce ham halde muhafaza ettiğim bu yazıyı detaylandırdım ve yayına hazırladım. Öncelikle gözünü kırpmadan sair İslam beldelerinde cihada koşup oralarda şehit olanlarımızın her geçen gün azaldığını ve hatta kalmadığını da düşünerek meseleyi ele alalım. Hatta otuz yıl önce cami hocasının anlattığı din bilgisi ile faizden uzak duran babaların İlahiyat okuttuğu çocukları araba ya da ev kredisi alırken hiç zorlanmıyor halde olduğunu da değerlendirerek yazıyı ele almak gerekir diye düşünüyorum.

          Kadın ve tesettür konusuna geçmeden önce bu hali pür melalimizi ortaya koyduktan sonra devam edelim. Toplumların hayatını sevk idare eden bilgiler olduğu kadar efsanelerdir de. Kadının ilk günahı işlemede ki katkısı (!) düşünülürse konu daha iyi kavranacaktır bana sorarsanız. Allah ‘’Şeytan o ikisine birden vesvese verdi….’’ diyor Müslüman hayır diyor ‘’Şeytan Havvayı kandırdı o da Adem’i ikna etti.’’ diyor. Allah ‘’O ikisini aldatarak yoldan çıkardı diyor’’ ama dinleyen kim. Batı inanç felsefesinin saplantıları işlenmiş yıllarca milletin zihnine.

          Kadın batı kültürünün de doğu kültürünün de ortak günah keçisi…

          Hem garp dini olan Hristiyanlıkta hem de şark dinlerinin çoğunda Âdemi yoldan çıkaran Havva’dır. Hala Havva ya da Eva insanların zihninde erotik bir derinliği çağrıştırıyor. O, Âdemi kandırmak için de kadınlığını kullanmıştı ya. Batı kültürü kadının ruhunun olup olmadığını tartışıyor olduğu zamanları yakın bir tarihte yaşadı. İslam dünyası Avrupa’nın içlerine sirayet etmemiş ve onların aklını, ufkunu açmamış olsa idi yani Rönesans olmasaydı hala aynı yerde yerinde saymaya devam edecekti topyekûn Batı. O dönemde kadını kirleten, suçlayan, ruhunu, aklını, insan olup olmadığını tartışan Batılı şimdi de kariyer ve iş hayatına dahil etme cambazlığı üzerinden kadını şehvet kaynağı, materyal bir nesne figürü olarak yaldızlı çirkeflere bulaştırmaya devam ediyor. Bunun diğer ayağı batakhane, kumarhane ve genelevlerde, reklam ve sinemada bile hatta gece karanlığının eğlence mekânları olan bar ve pavyonlardaki meze konumu. Kadına reva ve layık görülen rol bu.

          Kadın iki uç nokta arasında bir o yanda bir diğer tarafta tüketiliyor. Kadınlığı, güzelliği, letafeti, anneliği, bireysel şahsiyeti, var oluşu eritilip yok ediliyor. Kapitalizm her şeyi çok çabucak tüketme sanatının zirvesi. Elinde oyuncak kıldığı tüm varlıkları korumanın olmazsa olmaz şartı, bağımlılık yolu kadın olmuş. Bu mücadeleyi batısı ile doğusu ile kadın tek başına yapmaya çalışmış fakat Feminizm bataklığına düşmekten kendini kurtaramamıştır. Aileyi bile düşman görecek bir fütursuzluğun önünü açınca asıl düşman olan Kapitalizmin önüne attı tekrar kadını. Onun istismarına daha fazla açık hale getirdi ancak fakında bile olamadı. Öyle olunca kadını anlamak ve ihtiyacına cevap verebilmek için gerçek anlamda insanı ve kadını tanımlayan hakikatin kapısını çalmak gerekecektir doğal olarak.

          Erkek ise sadece seyirci kalmış ve tabiri caizse bu çatışmada, kavgada ortaya çıkan frikiklerin keyfini çıkarmıştır. Hem de her iki dünyaya mensup erkekler açısından durum tamda bundan ibaret olmuştur. Kadın her iki dünya (Hak ve Batıl) açısından da yalnız başına mücadele yürütmüş ve sonunda yorgun düşürülmüştür. Erkek ise batıda tamamen işin şuurundan bihaber hissizlik ve iştiha arasına sıkışmıştır. Doğuda da erkek maalesef duruma seyirci kalmış ve sadece bireysel ibadetle sorumlu olarak kendini bir kenara çekecek durumda kalmıştır? Batının dayattığı değerlerin önce reddi sonra alışılması süreci daha sonra ise kendi inanç ve değerlerinin eleştirilmesi ardından kendi inancını beğenmeyerek terkin yolu açılmıştır.

          Buna karşın genelde insanlık özelde doğu İslam’ın getirdiği hür, müteşebbis, birey ve vakarlı insan kadın tanımını maalesef doğu anlayamadı. Yok saymak ile günah keçisi kabulü veya bazen erkek egemen toplumun etkisiz elemanı olarak süre giden bir kadın algısı ve tipi oluşturuldu. Küçük yaşta evlendirmeler kafası İslam’la hoş olmayanların parmağına doladığı bir şey olduğu için sadece var olan yanlışlardan biri olduğunu söylemekle yetineceğim. Doğu kadını anlayamadı, anlamak istediğinde de ipin ucunu kaçırdı. Öyle ki her yerde kadın veya kadına ait iz ve işaretler doğru yanlış ayırdı olmadan yerleşti. Evde baba figürü küçültüldü. Ama asıl konumuz onların var olması değil. Nasıl ve ne kadar var oldukları. Olması gereken oranda ve olması gereken biçimlerde mi var oldukları. Çalışan kadın nelerden vazgeçiyor, vazgeçtikleri şeyler bizlerden neleri götürüyor. Evden, aileden koparılmış oluyor böylece…

          Bir yandan çalışma alanına çekilen kadın işyerinde istismara açık hale getiriliyor diğer yandan evde yapacağı işler dolayısıyla bayağılaştırılarak sokağa tahrik ediliyor. Normal şartlarda tüm erkekler iş imkanına sahip olduktan sonra ihtiyaç duyulan alanlarda düzenli ve bilinçli bir organizasyonla iş hayatına girişleri sağlanmış olsa aile ve kadın erkek ilişkilerinde ki yüksek voltajlı çatışmaların ve boşanmış aile miktarının düşürülmesi sağlanabilirdi. Çalışan kadın gücünü eşine karşı kullanınca ve iş hayatında ki zorlukların hıncını en çok beraber olduğu kocasından çıkarmaya çalışınca ortaya çift başlı ya da başsız aileler çıktı. Sonuç ortada. Tüm işyerlerinde tezgahtarlar bayan, gişelerde bayan. Erkeklerin çalışma alanı olan şoförlük vb. alanlarda bile bayanlar var. Aileyi çekip çevirecek anneden mahrum kalan yuvalar bir bir dağılmaya yüz tuttu.

          Şenlikoğlu’ndan kısa bir süre önce iki büyük erkek yazarımız “Tesettür davasını kazandık ama Tesettürün kendisini kaybettik” birer yazı kaleme aldılar. Her ikisini de Allah için sevdiğimi ifade etmeliyim. Yusuf Kaplan hocamız ve Yavuz Bahadıroğlu abimiz. Hatta bir ara Hayrettin Karaman hocanın da bu türden bir yazısı oldu. Ben bu yazıları okuduktan sonra ilk tepkim şu oldu; “vay be yine fatura kadına kesildi” şimdi hemen herkese sormak istediğim soruları yönelteceğim.

          Ama öncesinde kulak verelim: Emine Şenlikoğlu söze devamla muhafazakar televizyonlarda bile ekranlardan gerçek tesettür uzak tutuluyor. Erkekler dandik tesettürü yani alı, moru; işvesi, cilvesi yerinde kızları tercih ederek teşvik ediyor. İyi de kadın dediğin zaten işve cilve etmeli değil mi kocasına? Evet ama kocasına sokakta gezen ve gelen geçene değil. Erkekler bu toplumda ki kadınlardan sorumlu değiller mi?

• Kadın kimliğinin İslami bir biçimde devamı için ne yaptın?

• Bu sokaklarda başörtüsü mücadelesi veren kadınların yalnızlığında sen nerede idin?

• Tesettür davası kazanılıncaya kadar başını açarak ya da perukla giren kadınların ruhundaki travmaları hiç fark ettin mi? Fark ettiysen ne yaptın bunların tedavisi / telafisi için?

• Yaşanan hızlı değişim esnasında bu şekilde bozuk bir nesil ortaya çıkarken bu genç kızların babası yok mu sahip çıkacak? Kadınların yok mu kocası ahirette hesap sorulacak?

• Müslüman kadın tesettürü kaybetti ise birazda bu ağzının suyu akan erkek milleti için değil miydi?

• TV’lerde gördüğü güzel kadınlara övgüler yağdırarak Karı’sını kızını onlar gibi olmaya sevk eden erkek, senden hesap soracak kimse yok mu sanıyorsun?

          Tüm suçlu erkeklerdir desek abartmış olur muyuz bilmiyorum.

          Vesselam

          Selehattin DUMAN

          Eğitim Bir Sen İst. Bir Nl. Şb. Bşk.Yrd.

          10.06.2016 18:00 Yeniden 03.12.2017 12:50