ajanskamu @ gmail.com

Yıldız Teknik Üniversitesi Rektör Başdanışmanı ve eğitimci Yavuz Erişen 13 yıl boyunca girdiği derslerde uyguladığı deneyin sonuçlarını paylaşmış. Erişen, binlerce öğrenci üzerinde yaptığı bu deneyde öğrencilerden resim çizmelerini istediğinde yüzde 90'ının papatya çizdiğini gözlemlemiş. Profesör Erişen öğrencilerin giderek tek tipleşmesinin eğitim sistemiyle ilişkili olduğunu belirtmiş.

“Baktım” diyor Profesör Yavuz Erişen, “Öğrenciler standart düşünüyor. Yılmışlıkları, umutsuzlukları var. Konya'da ders vermeye başladığım eğitim bilimlerinde de aynısını gördüm. Bu deneyi binlerce öğrencimle yaptım. Farklı illerden, okullardan ve ailelerden gelmelerine rağmen aynı evi, detaylarında aynı dağları, güneşi, bacayı, ağaçları, çiçekleri, masayı yapıyorlar.(…) Hepsi tek tip.”

Profesör Yavuz Erişen öğrencilerin sistemde tek bir kalıba sokularak eğitildiğini belirterek burada eğitimcilere büyük iş düştüğünü söylemiş. Devamla;

"Bu ülkeyi geliştirecek, kalkındıracak insanı maalesef yetiştiremiyoruz. Öncelikle, temel yeterlilikleri hayata geçirecek öğretmeni yetiştirmeliyiz. Programlar merkezde hazırlanıyor. Onun için Türkiye ölçeğinde yetiştirdiğimiz öğretmenin yaratıcılığı çok fazla yok.”, demiş.

Türkiye’de tek tip eğitim sistemini ve bu eğitim sisteminin sonuçlarını tespit için 13 yıllık bir deneye gerek var mıydı bilmiyorum! Yavuz Hoca gerekli görmüş demek ki! Eline sağlık! Zira biliyoruz ki sistemin bu niteliğini bir sorun olarak görmeyen nice profesör var bu ülkede. Onun için Yavuz Erişen’in alana ilişkin katkısı önemli. Ne var ki 13 yıllık deneyin bulgularına bakıp eğitim sistemini tek tipçi olarak tanımladıktan sonra çözümü öğretmenlerin yaratıcı olmamaları dolayısıyla öğretmen yetiştirmeyi sorunun kaynağı olarak kodlamak kanaatimce sorunlu.

Şimdi eğitim tartışmalarında sık karşılaştığım bir durumla tekrar karşılaşmış olmanın burukluğunu yaşıyorum. Mesele benim burukluğum ile kalsa inanın problem değil! Ne var ki memleketin ahvalini gösteren bir durum bu!

Türkiye’de bilhassa eğitime dair yaklaşım ve yorumlarda tespit ettiğim durumu kısaca şöyle formüle ediyorum: Herkesin kabul edilebilir bulduğu bir doğruyu söyledikten sonra çözüm pratiğinizi eleştirdiğiniz yanlıştan devşirmek!

Örnek olarak; eğitim sisteminden kaynaklı sorunların sitemin güçsüz bir aktörü tarafından çözüleceği varsayımını gösterebiliriz. Mesela sorunumuz burada konu ettiğimiz gibi tek tipçi eğitim sistemi olsun.  Bu sorun tespiti ve çözüm arasındaki ilişki kopukluğu benim formülümde şöyle beliriyor:  

Herkesin kabul edilebilir bulduğu bir doğru = Eğitim sistemimizin tek tipçi olması

Yanlıştan devşirilen çözüm pratiği = Öğretmen yetiştirelim

Birincisi; Eğitim sistemi muallak taşı gibi mesnetsiz biçimde havada asılı duran bir şey değil. Yasal dayanakları var. Anayasa, kanun ve yönetmeliklerle tahkim edilmiş durumda. Amaçlılığından uygulamasına, organizasyonundan yönetimine kadar omurgası olan ete kemiğe bürünmüş müşahhas bir sistem ile karşı karşıyayız.

İkincisi; Profesör Yavuz Erişen’in de varlığını hatırlattığı tek tipçi eğitim sistemi tam da 13 yıllık deneyin sonucunda elde edilen bulguları bulmamız için var! Ona göre yapılandırıldı ve hiçbir amaç sapması yaşamadan bugüne geldi.

Üçüncüsü; Sistemi tek tipçi kılan iddia edildiği gibi sistem içerisinde görev yapan öğretmenlerin yaratıcı olmamaları değil. Sistem tek tipçi; çünkü öyle olması isteniyor ve ona göre yapılandırıldı. Başından itibaren yasal açıdan konumlandırıldığı şekle de riayet ediliyor. Dolayısıyla kendi amaçları dikkate alındığında; devlet tekelinde, kitlesel, zorunlu eğitim son derece başarılıdır. Başarısının kanıtı da bizzat Profesör Yavuz Erişen’in yapmış olduğu deneydir.

Elinizde bir olta varsa, elinizde bir olta var demektir. Oltayı avucunda tutan elin niyetinden bağımsız maddi bir gerçekliktir bu. ‘Elinde olta var, ama sen onu mızrak gibi kullan’demek gerçekliğe aykırıdır. Anlıyorum MEB’in en üst mercilerinden öğretmenlere yönelik yapılan konuşmaların gramerinde böyle bir sürrealizm var. Ne var ki bunun gerçekliğe aykırılığını en iyi bilmesi gereken kişilerin de eğitim fakültelerindeki profesörler olması lazım. Dolayısıyla eğitim fakülteleri ve hocaları tek tipçi eğitim sisteminden rahatsız iseler öneri ve teklifleri ile karar alıcıları teşvik etmeliler. Yoksa devletin memuru olan öğretmenleri değil!