Eğitim sistemi, bir toplumun bütün bireyini ilgilendiren yapısıyla her dönem tartışma konusu olmuştur. Özellikle, siyasal iktidarların başarısında ve başarısızlıklarında da eğitim sisteminde yapılan reformların ve yapılamayanların önemli bir rolü vardır.

Türkiye’de, AKP’nin 2002 yılında tek başına iktidara gelmesiyle birlikte eğitim sisteminde hem ideoloji, hem eğitim politikası, hem müfredat hem de personel politikalarında önemli değişiklikler olmuştur.

AKP, eğitim sistemi tartışmalarında, 2012 yılına kadar kısmen de olsa, eğitim toplumunun (Veli, öğrenci, öğretmen, okul yönetimi) görüş ve önerilerini dikkate alan bir politika izledi. Ancak özellikle 4+4+4 eğitim yasasının yürürlüğe girmesi sürecinde adeta ‘Ben yaptım, oldu’ mantığını izleyerek, bırakın bu konuda getirilen görüş ve önerileri dikkate almayı, Bakan’ın bile habersiz olduğu birçok uygulamayı hayata geçirdi.

Bu, ‘Ben yaptım, oldu’ mantığı öyle bir noktaya vardı ki; öğretmenlerin hangi filmi izleyeceği, hangi kitapları okuyacağı ve hangi kitabı tartışacağını bile MEB’in belirlediği bir aşamaya geldik.

Haziran 2016 döneminde Milli Eğitim Bakanlığı Okulöncesi Eğitim ve ilköğretim Kurumları Yönetmeliğinin 38. ve Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinin 87. maddesi gereğince yapacağı mesleki çalışmaları 20-30 Haziran 2016 tarihleri arasında bakanlıkça belirlenen program çerçevesinde uygulandı.[i]

Bu programda kullanılmak üzere; öğretmenlerin okumaları ve izlemeleri için 22 adet film, 32 adet de kitap ismini içeren listeler eklendi. Kamuda görev yapanların bildiği üzere, üst bir makamdan gelen ve ‘Rica ederim’ ibaresiyle biten yazıların gereğini yapmak zorunludur. Bu anlamda resmi yazıya ekli kitap ve filmlerin okunması ve izlenmesi zorunluluk haline gelmiştir. Bütün bunlardan sonra, 29 Haziran 2016 tarihine sadece Nurettin Topçu’nun, ‘Türkiye’nin Maarif Davası’ adlı kitabı konularak, bu kitabın emirle tartıştırılmaya kalkılması ortaya trajikomik bir durum çıkartmıştır.

Nurettin Topçu’nun, ‘Türkiye’nin Maarif Davası’ kitabının değerlendirilmesini bir başka yazıya bırakarak, konunun ne aşamaya geldiğine bir göz atalım;

Kitabın tartıştırılması emriyle ilgili olarak Eğitim Sen; “Öğretmenlere Tek Kitaplı, Tek Gündemli Seminer Dayatmasını Neden Kabul Etmiyoruz?” başlıklı  açıklamasıyla hem kitabın dayatılmasına, hem de, Aleviliği sapkınlık olarak niteleyen, Alevilere yönelik ayrımcı ve aşağılayıcı ifadeler içeren, karma eğitime karşı çıkan, medrese ve tarikat eğitimine övgüler düzen bir kitap, değerlendirmesiyle, içeriğine de itiraz etmiştir.[ii]

Eğitim İş; “Öğretim birliğine son vererek, medrese-mektep ikilemini günümüze taşımak isteyen bu anlayışa karşı, Atatürk ilke ve devrimlerine, Cumhuriyetimizin kazanımlarına, ülke bütünlüğüne, laik, bilimsel, demokratik, eşitlikçi ve parasız eğitime sahip çıkmaya devam edeceğiz; bu kararlılıktan asla vazgeçmeyeceğiz.” diyerek, seminer çalışmalarına katılmayacaklarını açıklamıştır.[iii]

MEB’in dayatmasına karşı, genellikle sol görüşlü kamu çalışanlarının üye olduğu iki sendikadan da bu dayatmaya karşı duruş gelmiştir. Eğitim Bir Sen, Türk Eğitim Sen ve Aktif Sen gibi diğer sendikalardan ise herhangi bir görüş bildirilmemiştir.

29 Haziran tarihi gelip çattığında ise seminer çalışması ‘kâğıt üstünde’ yapılmıştır. Tartışma, birçok okulda ya yapılmamış, ya kitabın özeti bir öğretmen tarafından okunmuş, ya slaytlaştırılan kitap özeti acele bir şekilde gösterilmiş, ya da hiç gündeme bile alınmamıştır. Bu arada olan kitaba olmuş, okunmadığı gibi zorla, emirle okunması gereken bir kitaba dönüştürülerek, 200 bine yakın öğretmenin(Eğitim Sen ve Eğitim İş üyelerinin toplamı) gözünde olumsuz bir imaj edinmiştir. Bu yargımızın doğruluğu, kitabın haziran ayı içindeki satış rakamlarından da çıkarılabilir.

Gelinen aşamada, 1960’lı yıllarda, muhafazakâr burjuvazinin eğitimsel istek, talep, tercihlerini yansıtan görüşler ve o günkü eğitim sistemini eleştiren yazılardan oluşan ‘Türkiye’nin Maarif Davası’ adlı kitap[iv], MEB’in dayatması ve sendikaların da tümden karşı çıkmasıyla ne okunabilmiştir, ne de tartışılabilmiştir. Oysa bu dayatma ve tümden karşı çıkış olmasaydı, katılalım ya da katılmayalım; Topçu’nun (2016;112-114) milli mektep olarak adlandırdığı okulun unsurlarını, gençlik, muallim, okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim, yükseköğretim, din eğitimi, ahlak eğitimi ve bir bütün olarak maarif hakkındaki görüşlerini tartışıyor olacaktık.

Bize göre; yazıldığı yılların izlerini ve özlemlerini taşıyan bu görüşlerin, Türkiye kapitalizminin bugünkü neoliberal aşamasında; o zamanki ekonomik altyapı ve toplumsal üstyapıyı yansıttığı; eğitim  sisteminin ve eğitim toplumunun o dönemdeki istek ve beklentilerini bile karşılamaktan uzak olduğu; eğitim sisteminin bütününü, feodal dönemin eğitim uygulaması olan din eksenli eğitime endekslemeye çalıştığı; karma eğitimi zorunlu hale getirmeye çalıştığı ve kimi alanlarda nefret söylemi içerdiği için, uygulama şansı bulunmamaktadır.

Ancak bu görüşlerin tartışılmasının ne emirle, ne de tümden karşı çıkmayla olmayacağının da hem bakanlık, hem de sendikalar tarafından anlaşılması gerekmektedir. Öğretmen, ne Bakanlığın emriyle kitap okuyacak, film izleyecek; ne de sendikaların karşı çıkmasıyla kitap okumayacak, tartışmayacak, film değerlendirmeyecek mekanik bir varlıktır.

[i] İşte mesleki çalışmalar yazısı. http://www.memurlar.net/haber/589619/ Erişim Tarihi: 09.07.2016

[ii] Öğretmenlere Tek Kitaplı, Tek Gündemli Seminer Dayatmasını Neden Kabul Etmiyoruz? http://egitimsen.org.tr/29-haziranda-ogretmenlere-tek-kitapli-tek-gundemli-seminer-dayatmasini-neden-kabul-etmiyoruz/ Erişim Tarihi: 09.07.2016

[iii] EĞİTİM-İŞ CUMHURİYETİN EĞİTİM SİSTEMİNE KARŞI NURETTİN TOPÇU’YLA İLGİLİ SEMİNER ÇALIŞMALARINA KATILMAYACAKTIR. http://www.egitimis.org.tr/haber-arsiv/etm--cumhuryetn-etm-sstemne-kari-nurettn-topu-yla-lgl-semner-alimalarina-katilmayacaktir#.V4CjUdKLTIU Erişim Tarihi: 09.07.2016

[iv] Türkiye’nin Maarif Davası. Topçu N. (2016) .Dergah Yayınevi.İstanbul